23 Mart 2017 Perşembe

Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu- Eric-Emmanuel Schmitt


Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir!



Kitap  tanıtım yazısından;

Çin’in Yunhai kasabasındaki Grand Hôtel’in ilginç bir çalışanı vardır: Bayan Ming.  Yaşlı ve bilge Bayan Ming, tuvalet bekçiliği yaptığı otelde, günün birinde Fransız bir işadamıyla tanışır ve ona on çocuğunun hikâyesini anlatır. Hikâye olağanüstüdür, çünkü Çin’de tek çocuk yasası vardır ve Bayan Ming’in on çocuğu olması imkânsızdır. Kendinden kaçtığı için tüm dünyayı dolaşan Fransız ise yaşlı kadının anlattıklarına inanmasa bile onun hikâyelerinin bağımlısı olur. Zira eşitlik anlayışını Mao’dan, insancıllığını Konfüçyüs’ten alan Bayan Ming’in anlattığı her öykü bir hayat dersidir…


Gerçekle yalan iç içe geçmişken Bayan Ming, doğum günü için tüm çocuklarının bir araya gelmesini ister… Artık düğümün çözülme vakti gelmiştir…



Eric-Emmanuel Schmitt’ten hakikatin acımasızlığı, hayallerin çılgınlığı üzerine şiirsel bir roman…





***************************************************
İtiraf etmeliyim ki kitabın ismi ve kapağıydı ilk bakışta onu cazip kılan. Sonra okuyanların tavsiyeleri de vardı ve tabii imkansızın olabilirliği üzerine şüpheler...

Aynı gün bir sürü kitap siparişi vermiştim ama aklım bu çocuklarda ve bayan Ming'teydi. Okumak için elime almadan her zaman yaptığım gibi sayfalrın kokusunu içime çektim. Ritüleim!

Anlatıcı Fransız işadamı da merakına yenik düşüyor ve bayan Ming'in çocuklarının hikayelerini dinlemek için bahaneler yaratıyor. Tüm bu hikayelerin kurmaca olduğunu hissetse de çevreden gelen duyumlar bir taraftan onu inanmaya zorluyor. İşin gerçeği Ming'in doğum gününde ortaya çıkıyor ya da inanmak istediklerimiz mi gerçek oluyor ?

Ben bu kitabı çok sevdim. Bazı cümlelerin altını çizdim, sizlerle paylaşmak isterim:




işte güzel şeyler!










"Gerçek, her zaman şüphecilikten pişmanlık duymama neden olmuştur."





19 Nisan 2016 Salı

Öykü Sınır Bilir Mi? - Aykırı Kuş Ortak Kitap/IV


Kanguru Yayınları Kültür Sanat Merkezi'ne her cumartesi uçarak gittiğim doğrudur :)

Hocamız Aydın Şimşek'in yönlendirmeleri ve kazandırdıkları ile bize açtığı yolda yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarının ürünü olan Ortak Kitabın dördüncüsü " Öykü Sınır Bilir Mi?"  İzmir Kitap Fuarı'nda okuyucusuyla buluştu.
Şimdi okuyanların geri dönüşleri bekleniyor yine heyecanla ;)

Ben kısa bir tanıtım, yorumum ve tadımlık bir iki satır paylaşmak istedim.

Keyifle okuyun dilerim ;)

Öyküler yabancı değildi bana, kalemlerini de yürekleri kadar  iyi tanıyordum yol arkadaşlarımın. Öyle müthiş bir tad bıraktı ki geride anlatılmaz , okunur :)

Kitabın kapak tasarımı İ.Uğur İpek ve Aykırı Kuş ekibine aittir. Kitabın Editörü Erhan Söğüt ve Genel Yayın Yönetmeni Aydın Şimşek ve Kanguru Yayınları'na  teşekkürlerimle...

Aydın Şimşek'in tanıtım yazısında dediği gibi, " Geleneksel çabalar da deneysel arayışlar da bu kitabın içeriğini oluşturmaktadır." ve Sunumunda demiştir ki ; " Bu serüven dünyaya dilin içinden bakma halidir"

Kitapta yer aldığı sıra ile öykülere ve yazarlarına dair kısa bir değerlendirme :

Demet Aksu,  öykülerini okuduğumda,  VURGUN  yedim. ve sarılmak istedim en yakınımdakine...

Ebru Yücesoy Bayar,   resimleri kadar güzelmiş öyküleri BAYILDIM ! şimdi nerede yeşil bir palto görsem içim sızlayacak kadar da derin bir iz bıraktı .

Efe Elmastaş,   Öykülerini birbirinden ayıramayacak kadar çok sevdim. Hangisi? dedi, Park'tan dedim. Neden mi ? Her dünya kendi mavidir. dedim.

Emrah Sağlam, öykülerinle kayboldum,bulunmak istemeyen bir kız çocuğuyum, sen hep yaz e mi :)
Unutursam Delireceğim

Figen Uğur Dölek,   Biliyor musun, hiç dolmayacak o boşluk... " martılara sığınırım" belki ben de kimbilir ... yüreğin dert görmesin.

Gönül Ocak, güzel GöNLüm, duyarlı öykülerin içimi sızlattı, kavşaklar  hep olacak hayatımızda ve cennet de ...

Gülay Duman Nadir, öykülerin, görsellikle uyumun beni çok etkiledi, sen hep yaz , hep yakınımda ol! Biz olalım ;)

Hasibe Geyik, Gözlemleme gücünü oluşturduğun dil üzerinden akıtmışsın öykülerde, sıcacık, ince bir sızı gibi...ya da İnce Çizgi 

Nesrin Baki Tosun, Öykülerinde etkileyici bir tını var ve bu beni kendisine çekiyor, Songül'üm şimdi demir kapı üzerime kapanıyor sanki, hissediyorum bunu . 

Pınar Köksal Üretmen, "Ben'li Bitişler" sardı bugün her yanımı, kalemine sağlık, "Oysa yalan bu gözyaşları..."
heart ifade simgesi

Seher Sarıer, Öykülerin sesi olur mu? oluyormuş,  okumaya, dinlemeye doyamadım arkadaşımı, kutlarım. Dilruba'nın çığılığıyım şimdi,  Ahmet'im belki zamansız mekanlarda...

Sülbiye Yıldırım  İnsana dair ne varsa bu öykülerde, sahici ve samimi, Öncesiz ..

Zeynep Cider Karabağ, öyküleriyle farkındalık yaratıyor, okurun gözüne sokmadan usul usul kendine has diliyle yapıyor bunu, İS diyor,  Deliliğin Sınırı çok uzak değil ;)

Benden tadımlık ;)

" Nefes, kan,gül- kül " 
" Sis, karanlık, acı- sancı "
" İzler,sesler,güneş - gün" 

**********************

Tek Derdimiz Yaşamaktı, Ölüm gelmiş hiç gitmemişti...

**********************

Tekinsiz Düşler, 

Daldım, durdum, düşündüm, öldüm.

***********************


Emeği geçen herkese teşekkürler, herkese keyifli okumalar dilerim... 





3 Mart 2016 Perşembe

A.Hamdi TANPINAR-Saatleri Ayarlama Estitüsü




Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. "Saatleri Ayarlama Ensitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.

Karekterler, hayali birer kahraman, yaşananlarsa bir oyun, tuhaf bir kurgu sanki...
Hayri İrdal ve Halit Ayarcı birbirine zıt , doğu-batı ve eski-yeni' yi temsil ediyorlar.Saatleri Ayarlama Enstitüsü Halit ayarcı tarafından kuruluyor, Hayri İrdal için bir şans ama aslında hiçbir iş yapılmaması onu huzursuz ediyor. Oysa herkes çok mutlu, eşi Pakize, kızı Zehra, arkadaşları ve Enstitüde çalışanlar... Doktor Ramiz, yurtdışında eğitim almış, psikanaliz dalında uzman, ancak bunu araştırıp üzerinde konuşacağı bir hastası olmamış.
Bu eserde  Tanzimat’tan Cumhuriyet’e bir dönem eleştirilmektedir. Burada kişiler üzerinden gidilerek geçmiş-gelenekselden kopuş ve yeni-Batı’ya yönelme sırasında yaşananlar  anlatılmaktadır. Hayri İrdal eskiden kopamıyor, yeniye ayak uydurmak zorunda kalıyor. Bize de yarı gülümseyip yarı düşündüren bu muhteşem eseri okumak kalıyor :)

aklımda kalansa ; saat üstadı Nuri Efendi'nin sözleri ;  "Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı da insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!".

2 Mart 2016 Çarşamba

Cavit KÜRNEK-İzmir'in İnce Gülü



          Cavit KÜRNEK,  çok yönlü bir sanatçı olmasıyla tanınıyor, edebiyatta ise şiir ve öykü ile çok ilgilenmiştir.  Öyküleri  İzmir, Ege, deniz, doğa kokuyor.  Okumaya başladığınızda elinizden bırakamıyorsunuz , akıcı ve sürükleyici bir dili var. Bir röportajında; “bir yazarın yapıtını sevmesi çok önemli  “ diyor ve bunun için ince eleyip sık dokuyor.
          Fotoğraf sanatçısı olması öykülerine de yansımıştır. Metinleri  doğa gibi canlıdır. Canlı varlıklar dile gelir, bir kuş sizinle konuşur örneğin, bir çiçek... Kitaba ismini veren sardunyanın adı Maria.
          Sizlerle, Kanguru Yayınları'ndan çıkan  son romanı  “ İzmir’in İnce Gülü”  ile ilgili izlenimlerimi paylaşmak isterim:  Yazarın İzmir’e olan tutkusu, öykülerinde satır aralarında gizlendikleri yerden bize göz kırpıyorken, bu romanda “Halil Bey İzmir’e tutkundu! “ dedikten sonra parantezi açmış kulağımıza şunu fısıldamıştır ; “Söz aramızda, İzmir’e asıl tutkun olan bu öykünün yazarıdır!”
          Bunun gibi pek çok kere yazar, karakterlerce metnin içine dahil edilmilştir.
Yazar geçmişine, geleceğine, dostlarına, yaşanmışlıklara el sallamakta, selam vermektedir.
Sadece kendisi mi ? okuru da çekiveriyor kolundan ;  “Bir öykü, okuyucusuz olmaz ki!” “Siz, ben ve okuyucular! Bu öykünün ayrılmaz parçalarıyız. Eleştirilerine, övgülerine alışacağız. Zaten her sıkıntının kaynağı alışma zorluğu değil midir? Birbirimize alışacağız!” diyerek açıkça ama hiç rahatsız etmeden yapıyor bunu.
            Roman Halil Bey ‘in yaşamı üzerine kurgulanmış, kızı Ayşe ile birbirlerine arkadaş diye sesleniyorlar ve zaten aralarındaki ilişki baba-kız ilişkisinden daha çok arkadaşça bir temel üzerine kurulmuş. Olaylar, günler  okudukça Halil Bey’in eşini, ailesini, çocukluk ve gençliğini yaşıyoruz, yazar, onlar ve biz ...
Yazılanlar bize aile kavramını ve toplumumuzdaki işleyişini sorgulatırken, eğitim sistemine yönelik eleştiriler yer yer gülümsememize ama en çok onay verir iç çekişlerimize sebep oluyor.

            Mebrure Hanım ve Aleksi  ve eşi Eleni Hanım ile yaşananları tarihi roman tadında  okuyorken, göçe, savaşa, üzüntü ve kedere tanıklık  ediyorsunuz.

İzmir’i  Mavi ayaklı Güvercin’e benzettiği bölüm ;  

İzmir!
Mavi Ayaklı Güvercin!
Ne zaman İzmir’i betimlemeye kalksam, hep kuşa
benzetirim! Rengi hep beyazdır ve bir damla yaş gizlenir
gözünde!
İzmir’e aşık mıyım? İnsan bir kente aşık olabilir mi?
Yani taşa toprağa ağaca, caddelere evlere, sarı otobüslere
faytonlara, eskilerde de kalsa çın çın ve şiirsel sesli tramvaylara?
Unutmamalıyım: Bir zamanlar tertemiz olan körfezde
uçuşan gemileri! Bayram günleri gemileri renk renk bayraklarla
donatırlardı. Karşıyaka’ya giderken:
“A burası Bayraklı, a orası Güzelyalı!” şaşmaları saçarak
kırmızı bir bayrağın mavi gölgesi yüzüme vuran güneşi alır
götürürdü!
Yine de bir şehre tutulmanın ağaçla, denizle ve mavi
bir gölgeyle olacağını sanmıyorum! Beni İzmir’e sırılsıklam
tutkun edenin mahallemizde açan ve kokusuyla burun direğimi
kıran bir yasemin olduğunu neden yadsıyayım? Gözleri
bol kirpikliydi ve gövdesi sedef kakmalı bir udu andırıyordu.
Ona nasıl sevdalı olduğumu tüm çiçekler bilirdi!
Renk renk ve dimdik duruşlarıyla sırrımın günlüğünü yazarlardı

İnsan ; İnsan’dan bahsetmeden geçmek olmaz, yazara ve romana haksızlık olur. Halil’in hayatında belli dönemlerde yoldaşlık etmiş ama onun için önemli bir yer tutan insan . Yazarın betimlemesi şöyle ; “İnsan’dı, çünkü kendisini Adam yerine koymuyordu!
“Benim cinsiyetim yok!” diyordu. “Öyleyse cinsiyetimi
belirleyecek sıfatım da yok!”

              Sonrasında kızı Ayşe ile de yakınlık kuruyor ve geldiği gibi gidiyor. Ve öykü onun gidişiyle bitiyor. 


Ek bir son ve Halil Bey’in mavi isteği romana son noktayı koyuyor.


20 Mart 2015 Cuma

Gonca KESKİN - Gülkurusu Öyküler




Bir gün kendi kitabımı tanıtacağımı söyleseler, inanamaz hayallere dalardım ...
Hayalim gerçek oldu...
Fazla söze gerek yok, okuru bol olsun, umarım beğenilir.
Keyifle okuyun dilerim ki :)

27 Şubat 2015 Cuma

Emel Kayın- Mekân Hikâyeleri



Sözünü edeceğim kitap Emel Kayın'a ait. Kısa Öykü'nün tarihine bakıldığında  en önemli isimlerden birisi sevgili Emel Kayın. Kendisi ile Dünya Öykü Günü etkinliğinde Kanguru Sanat Atölye'sinde tanıştık. Sevgili Zeynep Sönmez ve Seher Kaya ile kısa öykü üzerine söyleştik. 


Mekân Hikâyeleri ;  Mekân Hikâyeleri, Zaman Hikâyeleri, Kent Hikâyeleri, Ev Hikâyeleri, İnsan Hikâyeleri, bölümlerinden oluşuyor. 
hepsi farklı ama özünde insan hikayeleri. 

Mekân görünen, duyumsanan olmaktan çıkıyor, insanın toplumsal ve duygusal tüm olayları yaşadığı iç ve dış dünyasının karması oluyor. Öykülerde durum tespitlerinin yanısıra, çözümlerde gizli. Bunu büyük bir ustalıkla yapmış yazar.

Özellikle Labirent, Duvarlar öyküleri beni çok etkiledi.

ve son kısacık bir öykü ile ;)

ERTELENEMEYEN DELİLİK 
Aşk, bu imkânsız durumda büyük bir delilik gibi görünüyordu. Delilik büyük bir aşk gibi.
Aşk, ertelenebilirdi; ama delilik ertelenemezdi. 

25 Şubat 2015 Çarşamba


Kanguru Sanat Atölyesi okuma grubumuzda bu ay okuduğumuz kitap; " Bir Elin Sesi Var "


https://www.facebook.com/groups/kanguruokumaklubu/





Bizimle  birlikte  okumak  ister misiniz ? 



9 Eylül 2014 Salı



Kanguru Yayınlarından  çıkan  iki kitap paylaşmak istedim sizlerle, güçlü kalemleri ve yürekleri olan iki arkadaşım yazdılar. Bize okumak düşer  ;) 






şimdi ben ;) bir kitap ve bir kahve  ile işimde gücümde :)





23 Temmuz 2014 Çarşamba

Oktay ESGİN - Aşkın Kötü Çocukları





Aşkın çocukları vardır, öbür tutkuların küçüklükleri. Kahrolsun insanı küçülten tutkular, yaşasın onu çocuk kılan tutku!
-Victor Hugo 

Aşk her yerdeydi… Şarkılarda, şiirlerde, sözlerde. Aşk her yerdeydi... İnsan nerede ise orada aşk… 
(Tanıtım Bülteninden)

Kanguru Yayınlarından yeni bir roman daha çıktı. "Aşkın Kötü Çocukları" okurlarıyla buluşuyor. Aşkın Kötü Çocukları, farklı kültürel yapıdan gelen insanların hem kendilerine yaptıkları yolculukları hem de aşkı arayışlarını büyülü bir dille anlatıyor. Aşkın taşıdığı çoklu çatışmalar romanın ana teması.
(Tanıtım Bülteninden)

Fazlası için bu adresi ziyaret edebilirsiniz ;)

http://www.askinkotucocuklari.com/

Aşkın Kötü Çocukları'nı yazmış, iyi çocuklardan biri , demişti Aydın Şimşek Hocamız yazarı tanıtırken ;)

İyi kurgulanmış , duyguların ilgi çekici ve etkileyici tasvirlerle okuyucuya aktarıldığı bir roman çıkmış ortaya ... Kalemine sağlık  Oktay Esgin...


16 Temmuz 2014 Çarşamba

Onur AKYIL - Yalnızlık Yengen Olur



" Atlar çok özel hayvanlar nalan, yalnızlar da öyle "


Onur Akyıl , Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı mezunu.
Şiirleri, yazıları ve söyleşileri Akatalpa, Akşamüstü Saat Beş, Akropol, Alaz, Arkadaş, A.Ş.K., Berfin Bahar, Birgün Kitap, Budala, Deliler Teknesi, Dize, Eliz Edebiyat, Gard, Hayâl, Kaburga, Kadıköy Underground Poetix, Kandil, Kara Kalem, Kuşak, Lodos, Mavi Liman, Şiirden, Şiirkent, Taflan, Ünlem, Varlık, Virgül, vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.
Ödülleri: 2005 Rıfat Ilgaz Jüri Özel Ödülü, 2008 Ergün Günçe Övgüye Değer, 2008 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü, 2013 Nihat Akkaraca Öykü Ödülü, “Unutacak Kimse Yok” adlı dosyasıyla Urla Belediyesi ile Cumalı - Seferis Gökyüzü Kültür ve Sanat Derneği'nin birlikte düzenlediği 2014 Necati Cumalı Şiir Ödülü’nü aldı.
Yapıtları:
& Vietnam Mektubu (2008, Şiirden Yayınları, İst.)
& Unutacak Kimse Yok (2014, Şiirden Yayınları, İst., 72 s.)
& Yalnızlık Yengen Olur (2014, Kanguru Yayınları, Ank., 96 s.)

Yazdığı dili, biçimini, kelimelerini, duygusunu çok sevdim. Şiirlerini merak ediyorum .En kısa sürede onları da okuyacağım.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Emrah SERBES - Deliduman





On yedi yaşındaki Çağlar İyice konuşuyor. Kız kardeşi Çiğdem'i, onu meşhur etme ümitlerini, belediye başkanı dayısını, yakın arkadaşı Mikrop Cengiz'i, taşra muhabbetlerini, depresyonun eşiğindeki annesini, eski sevgilisini, hiç unutamadığı dedesini, hatırlarken kahrettiği babasını anlatıyor. Deliduman, dermansız ve güdük bir ilçeden haykırmaya başlıyor, İstanbul'a uzanıyor. Çocukluğumuzun, hatıralarımızın ve bütün sokaklarımızın üzerinden dangır dungur geçen imar ve para iştahına lanet! Riyakâr dünyaya, Allahsız sermayeye, martılara, küçük bir kızın kalbini kıranlara isyan ediyor. Barikatların arkasında, soluk soluğa, yapayalnız, erken kaybeden bir delidumanın öfkesini çemkiriyor. Emrah Serbes, zamanın ruhunu, Gezi'nin isyancılarını, hürriyetleri için öksürenleri, yerinde duramayanları, küfredenleri, ağlamayı unutmak için yumruğunu sıkanları resmediyor. Deliduman, büyük zamanın ve her zaman kenarda kalanların romanı.
(Tanıtım Bülteninden)
www.dr.com.tr 'den alıntı.

Deliduman şu sıra  herkesin merakla bekleyip okumak istediği, elinden düşümediği bir kitap. Ben de  hevesle başladım ve kısa sürede okuyup bitirdim. Elimden düşüremedim ;) 

Emrah Serbes  Gezi 'de  aktif bir isimdi. Hepimiz o günlerde az-çok, iyi -kötü çok şey yaşadık. Kimimiz parkta sabahlarken , kimimiz yaşadığımız çevrede destek verdik. Tencere tava çaldık düzene inat, gidişata dur diyebilmenin sembolü idi bizim için bu. 
Bu kitabı çok sevdim, okuduğum her satırda o günlere döndüm. Kitabın bu kadar ilgi görmesi , damarlarımızda yaşadığımız, hissettiğimiz duyguları canlandırması oldu bence. 
Gezi ' de olan biten çok büyük toplumsal bir olaydır, edebiyata yansıması da gereklidir. Emrah Serbes de Çağlar 'ın üzerinden  anlatmayı seçmiş ,  okunası...

11 Temmuz 2014 Cuma

Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda


Virginia Woolf  kimdir :

Bir profesyonel olarak 1905'lerde yazmaya başlayan Virginia Woolf'un ilk kitabı olan The Voyage Out (Dışa Yolculuk) 1915'te yayınlanmıştır. Bu kitabın yazımı çok uzun sürmüş, bir yıl içinde üç kez tekrar yazılmıştır. Özelllikle annesinin ölümünü yenmesi ile ilgili olan bu kitap ilginç olduğu kadar etkileyicidir.

Gece ve Gündüz, Virginia Woolf'un ikinci romanıdır. Woolf'un "bilinç akışı" tekniğini kullandığı daha sonraki modern deneysel romanlarından farklı olarak klasik gerçekçi üslûpla kaleme aldığı bu eser, olay örgüsü, gerçek mekân tasvirleri ve titizlikle betimlenmiş karakterleri, dönemin atmosferini yansıtan özellikleriyle dikkat çekiyor.

1920'de yayımlanan roman, daha sonraki eserlerinin habercisi olarak, nesnel gerçekliğin ve tarihselliğin insan bilincindeki yansımalarını birbirinden oldukça farklı karakterlerde ustalıkla canlandırıyor.

Roman, I. Dünya Savaşı öncesi Londra'sında geçer. Woolf, dönemin entelijansiyasını, fikir ve ruh dünyasını mizahî ancak sıcak, insanî bir dille anlatır. Kadın hakları, sınıfsal farklılık, aşk, evlilik ve özgürlük gibi meseleleri, karakterlerinin yaşamları, mücadeleleri, umutları, acıları ekseninde tartışıyor. Gece ve Gündüz, Katharine, Mary ve Ralph'in hakikat arayışlarında tanık olduğumuz modern insanın yazgısı, bir başkasını anlama çabası üzerine duygulu ve derin bir metin.

"Virginia Woolf, 1931’de yayımladığı Dalgalar’ı yazarken ise, bu kitapla o güne değin hiçbir başka romancının göze alamayacağı değişik şeyleri yapmak istediğini, bu romanın o güne değin yazılan hiçbir başka romana benzemeyeceğini biliyordu. (...) Çünkü Dalgalar, ‘hem düzyazıyla kaleme alınacak, hem de şiir olacaktı; hem roman olacaktı, hem de tiyatro oyunu.

1929 tarihli "Kendine Ait Bir Oda" feminist hareketin klasik bir kitabı olarak kabul edilir.

Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un belki de en kolay okunan kitabıdır. Çünkü konu çok somuttur: “Kadın ve Edebiyat.”

Daha sonralarda Virginia Woolf tarafından kaleme alınan Flush'ta bir köpeğin bakış açısı fark edilir.

Kitaplarının kapaklarında kardeşi Vanessa Bell'in resimleri bulunmaktadır.

Yazar, modernist hareketin en önemli kişilerinden biri olarak tarihe geçmiştir ve roman türünün gelişimine büyük katkıda bulunmuştur.

Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan nehre ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.






Okumam  sırasında  altını çizdiğim cümleler :






10 Temmuz 2014 Perşembe

Gabriel Garcia MARQUEZ - Kırmızı Pazartesi



Kitap, “ işleneceğini herkesin bildiği bir cinayet öyküsü” diye başlar. İlk cümle de bunu doğrular niteliktedir. Santiago Nasar ’ ın öldürüleceği , okura en başından söylenmiştir.Cinayetin kim ya da kimler tarafından ve ne yolla işleneceği detaylarını da daha sonra öğreniyoruz.Cinayetin işleneceğini, duyduğu,bildiği,hissettiği halde bunu önlemek için kimse bir çaba göstermiyor. Kaderi değiştirmek istemiyorlar. Bir dizi tesadüf sonucu Santiaga Nasar hem de kaçabilecek olmasına rağmen  kendi evinin kapısında öldürülüyor.
Bu olanlar bir namus davasıdır ve Angela Vicario , Nasar’ın adını fısıldamıştır.
Sorgu yargıcı , anlatılanlardan Nasar’ın aleyhine kanıt bulamamış ve şöyle bir not düşmüştür.: “ Bana bir ön yargı verin , dünyayı yerinden oynatayım”
Ayrıca  o gün olanlardan yola çıkarak Nasar ‘ı gören bir kişi aramış ama anlatıcı gibi o da bulamamıştır. Düştüğü not “ Kader bizi görünmez kılar “ olacaktır.

                En çarpıcı olansa  Santiago Nasar’ın “  beni öldürdüler Wene Hala “ dedikten sonra Wene Hala’nın ifade ettiği gibi dışarıya sarkan bağırsaklarını temizleme titizliği göstermesiydi. Öldürüldüğüne inanmıyor olması, yazılmış kaderini yaşamasıydı.


Marquez'in Yüzyıllk Yalnızlık ve Kolera Günlerinde Aşk isimli kitaplarını okumuştum.Kırmızı Pazartesi hep aklımdaydı, geciktirdiğime de üzüldüm .Usta'yı saygı verahmetle anıyorum.
Bu kitabı Kanguru Sanat Evi Atölye çalışmasında arkadaşlarım seçmişler, birlikte okuduk , yorumladık, hocamız sevgili Aydın Şimşek önderliğinde harika çalışmalar zevkli saatler geçiryoruz burada.

Büyülü Gerçekçi akım üzerine hayli ilginç gelen ve hatta duymadığım kavramlar hakkında bilgi sahibi oldum.

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Uygar ŞİRİN - Karışık Kaset


  Ulaş müziğe tutkun  13 yaşında bir çocukken çıkıyor karşımıza , 12 yaşındaki İrem'e duyduğu aşk , her 10 yılda bir karşılaşmaları  konu edilmiş. Tüm bu olan bitenin içinde her yerde müzik var. Geçtiği dönem hemen hemen benim de 17,18 yaşlarıma denk düşüyor..

   Kitabı zevkle okudum , çokça geçmişe döndüm. Hangimiz karışık kaset yapmadık ki ;) gençliğimizin en güzel anıları saklı o kasetlerde . Kitabı okumaya başladım ve bitirene dek  elimden düşürmedim ve o günden beri  MFÖ dinliyorum ..

   Konu sadece bir çocukluk aşkı ve müzik değil elbette.Ulaş ve İRem ile yolları kesişenler de ilgi çekici karakterler.Özellikle Ulaş ve babasının ilişkisi çok yoğun, Yusuf'un hayatındaki yeri de öyle.
   Ben çok sevdim, siz de okuyun pişman olmayacaksınız ;)

6 Haziran 2014 Cuma

Golem ve Cin - Helene Wecker




İçinde kaybolacağınız büyülü bir masal…
Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem…
Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin… Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York’ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi…
Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi…
Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.
Golem ve Cin iki ayrı kültürün efsanelerinden besleniyor ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfadan itibaren içine alıyor. 2013 yılının en iyi kitapları listelerini altüst eden bu roman Türkiye’de de çok sevilecek.

Zevkle okuyacağınız bir fantastik kurgu. Kitap oldukça kalın ve dolu dolu olmasına rağmen kısa sürede okunabiliyor.Elinizden bırakamayacağınız bir sürükleyiciliğe sahip.
Keyifli okumalar .

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Selgin GB - İğneler



"İğne" deyip geçtiğimiz basit nesne bazen hayatımızı kurtarır, bazen kumaş parçalarını üstümüzde elbise olarak taşıyalım diye birleştirir, bazen yönümüzü gösterir, bazense bir pikabın üstünde sonsuzca dönerek etrafa yayılan nağmelerle kulağımızın pasını siler. Bir arının elimize batırdığı iğnesi çocukluğun uzak anılarından biri olarak kalırken iğneli bir sözün bıraktığı yara uzun yıllar sonra bile acıtmaya devam eder.

Selgin GB, "İğneler" adlı bu yeni kitabında öykü okurunu çetin bir yolculuğa davet ediyor. Bu öyküler içinizden çıkmayabilir
(Tanıtım Bülteninden)
www.dr.com.tr


Selgin GB , blog yazılarından takip ettiğim, imza:kızın kitabının yaratıcılarından . Şimdi bir de kitaplığımda ayrı bir yere sahip olacak bu güzel öykülerin yazarı.
İğneler, her birinin işlevi birbirinden farklı ,  bazen canını yakıyor okurun bazen yüreğini...
Ben hepsini çok sevdim .





30 Nisan 2014 Çarşamba

Anılar, Düşler ve Önemsiz Şeyler



Anılar, Düşler ve Önemsiz Şeyler 

Bu kitap bir harika !
Okunacak çok değerli satırlar var.
Bloglardan tanıdığımız bir isim Vladimir'in derdi  'ni takipte olduğum için Aykırı Kuş dergisi ve çalışmalarından da haberim vardı. Bu ikinci kolektif kitaptan ise tamamen tesadüf eseri haberim oldu. İrem'in sınıf arkadaşı Ege'nin annesi arkadaşımız Ahu ile görüştüğümüzde  yazılarımız ile katıldığımız kitaplardan bahsettik birbirimize.
Kitap Fuarı'na denk geldiği için Kanguru Yayınları'nda yazarları ziyaret edip kitabımı imzalatma şansına eriştim :)
Anılarla geçmişe, düşlerle geleceğe , önemsiz şeylerle hayata tutunacağınız bir eser çıkmış ortaya , ellerine sağlık ..


9 Nisan 2014 Çarşamba

İmza:Ben










Üçlemenin son kitabı İmza:Ben 

Önce babalarımıza yazdık , büyüdük eşlerimize, eski sevgiliye ,hayalimizdeki erkeğe.. Üçlemenin son mektubu merak konusuydu.İmza annen olsa diyordum , İrem bir mektup bekliyordu ;)
İmza:Ben olarak mektup yazacağıma çok sevindim.Kalemim , düşlerim her zaman hazırdı.Ben Balkızım İremim için yazdım.. Çok özel oldu hepimiz için.. Diğer mektupları çok merak ediyorum , sabırsızlıkla kitabımı bekliyorum.

D&R ve İdefix'ten edinebiliyoruz.

             154 kadının bir araya gelerek oluşturdukları bu kitabı Banu Özkan Tozlu ve Esra Aylin Akalın yayına hazırladı. Kitap geliri TÜRGÖK (Türkiye Görme Özürlüleri Kitaplığı) bağışlanacak. Ayrıca Türgök gönüllüleri tarafından sesli kitap haline getiriliyor.

Okumak için sonsuz sebebiniz var ;)

İmza:Ben Basın Bültenini paylaşmak isterim..

KOLEKTİF KADIN MEKTUPLARI SERİSİ NOKTAYI KOYUYOR:
“İMZA: BEN”
Kadınlara son bir söz söyleme fırsatı sunulursa…
Babalara yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Kızın”la başlayan serüven, geçen sene bu zamanlar kocalara, eski eşlere, hayali prenslere yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Karın” ile devam etmişti. Seri, kadınların “İmza Ben” diyerek imzaladıkları ve “son bir söz” söylemek istedikleri kişilere yazdıkları mektuplarla sona eriyor. Canan Tan, Cemre Birand, Çiçek Dilligil, Derya Baykal, Ece Vahapoğlu, Esra Harmanda, Nazlıcan Özkan, Sevinç Erbulak, Şafak Pavey, Yonca Tokbaş  gibi 154 kadının geçmişleriyle, gelecekleriyle, kendileriyle, sevdikleriyle, sevmedikleriyle hesaplaştıkları mektupların  bir araya gelmesiyle ortaya çıkan “İmza: Ben”, kitapseverler ile buluşuyor.
Kitapta mektuplarına yer verilen kadınlar, serinin ilk kitabı “İmza: Kızın”derken hayatlarındaki ilk erkek olan babalarına mektuplar yazmışlardı. Yanlarında olan, olmayan veya bir kez dahi göremedikleri babalarına. Kimi teşekkür etti, kimi kırgınca “Sana ihtiyacım vardı. Neredeydin?”dedi. Kimi erkenden göçüp gidenlerin arkasından gözyaşı dökerken, bir baba gölgesi bile hissetmeyenler “Kulağıma küpe olacak bir sözünüz bile gelmiyor” diye hesap sordu.
Sonra kız çocukları büyüdü, hayatın içinde kadın olarak durmayı öğrendi. Bu sefer “İmza: Karın”’da sözümüz “o adama”ydı. “Ruh eşim” deyip aşkla dolu olandan “Mezarına gelip bu mektubu okuyacağım” deyip nefretini kusana kadar geniş bir yelpazede mektuplar yazıldı.
154 kadın, noktayı İmza: Ben diye imzalayarak koyuyorlar. Kime, ne diyecekleri varsa onu diyerek. İmza : Ben’de sevgi bulacaksınız. İmza : Ben’de öfke bulacaksınız. İmza: Ben’de şükür, azim, korku bulacaksınız. İmza: Ben’de hayatın ta kendisini bulacaksınız.
Yazarlarının en saklı hayallerini okuyacağınız kitabın geliri, serinin diğer iki kitabı gibi yine çok güzel bir amaca hizmet için ayrılıyor.  “İmza: Ben”kitabının telif geliri, görmeyenlerin dünyasında da minik de olsa bir ışık yakabilmek hedefiyle, bu yıl 10. Yılını kutlayan Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’na (TÜRGÖK) bağışlanıyor. Kitabın ayrıca sesli kitap versiyonu da görme engelliler için TÜRGÖK tarafından oluşturuldu.
Yaşama bir kez daha kadın gözünden bakmak, yüreğinden geçenleri anlamak isterseniz “İmza: Ben” size eşsiz bir fırsat sunuyor.



TÜRGÖK HAKKINDA
Görme özürlülerin eğitimleri ile kültürel gelişimlerine ücretsiz hizmet eden, Türkiye’nin ilk ve tek görme özürlüler kitaplığı TÜRGÖK( Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı); yurdumuzda yaşayan görme özürlüler ile yurt dışında yaşayıp da Türkçe bilen görme özürlülerin, yazılı kaynaklara erişimini sağlamak üzere 2004 yılında İzmir’de faaliyete geçmiştir. Görmeyen kişilerin Türkçe okuryazarlık oranını arttırmak, eğitim ve kültürlerine katkıda bulabilmek ve bu amaçla yaşam kalitelerini yükseltmek amacıyla Av. Gültekin Yazgan tarafından kurulan TÜRGÖK, 5000’i aşkın görmeyen üyeye hizmet vermektedir. Kitaplık hizmeti alan  görmeyenler bu vasıta ile kendi kitaplıklarını da  oluşturmaktadır.
Üyelerine sesli ve kabartma (Braille) baskılı roman, ders kitabı, ÖSS, KPSS, SBS, açıköğretim  (lise, ilköğretim) soru bankaları ve sınav testleri  hazırlamaktadır. Ayrıca aylık yayın organları olan; ilköğretim 1. kademe öğrencileri için “Yavru Balarısı” (Braille Kabartma)dergisi 2. kademe öğrencileri için “Balarısı” (Braille Kabartma) dergisi, lise öğrencileri ve yetişkinler için de sesli MP3 formatında “Arkadaş” dergisi hazırlanarak ücretsiz olarak kargo ile adreslerine gönderilmektedir.
Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı, Türkiye’nin her yerine, ayrıca İngiltere, Hollanda, Kıbrıs, Amerika,Almanya’ya ücretsiz ve geri iadesiz hizmet vermektedir.
Tüm bu hizmetler, sayıları 500’ü aşan gönüllü destekçi ve bizlere kuruluşundan itibaren destek olan sponsorlar sayesinde üretilmektedir.
www.turgok.org
EDİTÖRE NOT:
BANU ÖZKAN TOZLUYURT 39 yaşında, yönetim danışmanı. BT Danışmanlık adlı şirketin sahibi. Yönetim, iletişim, kişisel gelişim konularında eğitimler verip danışmanlık yapıyor. Yaşam koçluğu sertifikası sahibi yönetici/kişisel koçluk yapmakta. Yazmayı, okumayı çok seviyor. Hayat Çocukla Güzel, İmza Kızın, İmza Karın adlı yayınlanmış kitapları mevcut. Gezi, kişisel gelişim, gündeme ait yazılarını www.banunundunyasi.com da okurlarıyla paylaşıyor.(www.banunundunyasi.com)
ESRA AYLİN AKALIN 39 yaşında, Zürafa isminde bir anaokulunun kurucu ortağı. Aynı zamanda Okus Pokus adlı freelance metin yazarlığı şirketinde, web siteleri, bloglar, dergiler, kataloglar.. aklınıza gelen her türlü mecra için metin içeriği sağlıyor. Yazmayı, okumayı, gülmeyi, çocukları çok seviyor. İmza: Kızın ile başlayan bu serüvenin fikir annelerinden.  www.kakarakikiri.wordpress.com blogunda mizah ağırlıklı  yazılarını okurlarıyla paylaşıyor.
Ayrıntılı bilgi için:
Banu Özkan Tozluyurt
banuduru@gmail.com / banu@banutozluyurt.com
0542.427.31.37
Twitter: https://twitter.com/imzabenkitabi
Facebook: https://www.facebook.com/imzaben