16 Aralık 2013 Pazartesi

Yekta KOPAN - Aile Çay Bahçesi




Aile Çay Bahçesi 

Müzeyyen. Annesinin kuzusu. Babaannesinin biriciği. Babasının... Sa-hi ben babamın neyiydim? Bütün bu hikâyenin içinde benim rolüm neydi, diye düşündüm hep. Benim repliklerimi kim yazmıştı, mizansenlerimi kim belirlemişti? Sahneye hangi taraftan gireceğime, uslu kızı oynarken neler giyeceğime, içimdeki kötülüğü kusmaya başladığımda nelerden soyunacağıma kim karar vermişti? Okuduğum bütün kitaplarda beni bana anlatacak bir karakter arardım. Dinlediğim radyo oyunlarından, izlediğim filmlerden bir cümlecik çalmaya çalışırdım. Saatçi Nejat Bey ile ev hanımı Meral Hanımın kızı Müzeyyeni bana anlatabilecek bir cümle.

Yekta Kopanın yeni romanı Aile Çay Bahçesinin, çoğu kadının kendinden izler bulacağı unutulmaz bir kahramanı var: Müzeyyen... Aile yaşamının gizli şiddetine başkaldıran, kardeşinin doğumuyla kendi varlığının silinmeye başladığını hisseden bir kadın... Kopanın romanı, güçlü, okuru kıskaca alan bir anlatımla sarsıcı bir finale uzanıyor.

(D&R  Tanıtım Bülteninden)


Tanıtımında yer verildiği gibi ben de kendimden çok şey yakaladım romanda.Benden bir yaş küçük hem de şirin mi şirin bir kızkardeş ile büyüdüm ben ;) becerikliliği de cabası benim sakarlıklarımın yanında :)

Müzeyyen gibi dağılmadım elbette ;) Ama bu benim hayat hikayem değil :) Yakta Kopan güzel kurgulamış, iyi bir son , okuyucuyu merakla huzursuzluk sınırında bırakmış.. Hoşuma gitmeyen yan Müzeyyen'İn babasının dileğini yerine getirdiği andı. Ancak o Müzeyyen'di, bu romanın olması gerektiği gibi davranan baş kahramanı, yazar onu istediği biçime sokmuş, çok başarılı buldum ;)

12 Aralık 2013 Perşembe

Demet ALTINYELEKLİOĞLU-Pargalı ve Hatice

Pargalı ve Hatice

Gölgesinden doğan bir prenses ve hırsında boğulan bir sadrazam.
Kader, onları biraraya getirecekti.

Biri, öfkesi kılıçtan keskin, gazabı bin ölüme bedel bir babanın, Yavuz Sultan Selimin biricik kızı. Geleceğin padişahı Süleymanın kız kardeşi. Hatice Sultan. Diğeri, büyük hayalleri olan bir köle. Pargalı İbrahim. Hayat onları büyük acılarla, öfkelerle biledi. Yüreklerinde aşk yerine kin ateşleri yaktı. Hatice, örselenmiş genç kızlığının ve yitirilmiş, gizli bir tutkunun ruhunda yarattığı enkazın altında ayakta durmaya çalışıyordu. Pargalı, sınır tanımayan hayallerinin ve içinde sakladığı korkunç sırrın mayaladığı intikam duygusuyla mucize arıyordu. Ve bir gün yolları kesişti. Herkes, içlerini yakan ateşin söneceğini, fırtınaların dineceğini sandı. Oysa kalplerinde küllenen ateş, Osmanlının tarihini değiştirecekti.

www.d&r.com.tr

Demet Altınyeleklioğlu  'nun Osmanlı hanedanlığı ile ilgili kitaplarını okumuş beğenmiştim.Pargalı ve Hatice konunun meraklısına yazılmış.Ancak çok uzun geldi bana, tekrarlar var ,daha kısa ve öz olsa daha zevkli olabilirdi.Okumasanız da birşey kaybetmezsiniz.

7 Kasım 2013 Perşembe

Ahmet ÜMİT - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi






Kitabın Tanıtımı D&R 'dan ; 


Beyoğlunun En Güzel Abisi


Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşının arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbulun en gözde yeri olan Beyoğlunun hazin hikâyesi.

Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...

Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."
(Tanıtım Bülteninden)


Yorumum ;)

twitter sayesinde haberim oldu Ahmet Ümit 'in yeni kitabı raflarda yerini alacak dendi.Hissettiğim heyecan ve sevinç yerini sabırsızlığa bırakıyordu ki, kitap elime ulaştı :) Polisiye ve gerilim okumayı çok seviyorum.Ahmet Ümit'in kalemindense eğer bal damlıyor kelimelerden bal ..
Bir solukta okudum , çok sevdim.Yüksek temposu hiç düşmedi, konu tanıtımında okuduğunuz gibi, anlatım Gezi olaylarına da yer veriyor, her  açıdan bakmamızı sağlıyor.
Başkomiser Nevzat, Evignia , komiser Ali ve Zeynep yine bizlerleydi bu kitapta. Ayrıca Selim İleri ve benim çok hoşuma giden bir sürpriz yazar da var.. O'nu yer aldığı  her satırda gülümsememi tutamadım :)
Bu romanda herşey gerçek, sokak çocuklarının durumu da, kabadayıların ,mafyaların ve hatta polis teşkilatının durumu da..Bu anlamda Ahmet Ümit için çok iyi bir gözlemci diyebiliriz.
Son sözüm alınmalı derhal okunmalıdır ;)




24 Eylül 2013 Salı

ne okusak nerden başlasak ?




Açık duran Pargalı ve Hatice, onu okuduğum sıra siparişlerim geldi. Hepsini aynı anda okumam mümkün değil tabii..Bir diğer yandan ergenlik  , cinsellik üzerine vücüdümuzu tanımak adına kızımı bilgilendireyim amaçlı sipariş ettiklerim de geldi.
Ben ne yaptım , bilgilendirme kitaplarını evde bıraktım ,kısa aralıkları değerlendireceğim onlarla.. Hatice ile Pargalı İbrahim az dinlensinler zaten oku oku bitecek gibi değil dedim. Ve Dağlar Yankılandı 'yı çok çok okumak istediğimden onunla yola devam kararı aldım :)
herkese keyifli okumalar ;)


20 Eylül 2013 Cuma

Oya BAYDAR - Çöplüğün Generali



www.dr.com'dan ;
Çöplüğün Generali

Çöplüğün Generali, hayalî ancak bize çok tanıdık bir ülkede geçiyor. İşte bu ülkede, günün birinde, çöplüklerde, boş arazilerde gömülüp bırakılmış bombalar, mermiler bulunmaya başlar. Bu durum bir yazarın dikkatini çeker ve yazar, bu konunun çevresinde bir roman yazmaya koyulur. Ne var ki romanını tamamlayamadan kaybolacaktır.

Sesimi duyurabilmek için bağırmaya başlıyorum: O gün, orada olanları bilen biri var! O gün orada olanları hatırlayan biri var! Her şey yazılmış, her şey anlatılmış! Yazılmayan, anlatılmayan ne kalmışsa onları yaşamış biri var: O gün, orada ne olduğunu anlatacak biri var! Sesim yeryüzüne, gökyüzüne yayılıyor. Burası o kadar ıssız, o kadar uzak, o kadar insansız ki, çığlığımı kimse duymuyor.

Kızkardeşim Oya Baydar'ı ve kitaplarını çok sever , bense bir türlü  okuyamamıştım.Her kitabın ve yazarın bir  zamanı olduğunu düşünürüm.
Çöplüğün Generali , yazarın okuduğum ilk kitabı . Romanın ilk bölümü,sonunda yazar notları bulunan kısa hikayelerden oluşuyor.Uçları açık bırakılmış hikayeler, romanın sonlarında birer sonuca ulaşıyor.
İlk bölüm kolaylıkla okunuyor çok da merak uyandırmıyor.İkinci bölüm merak uyandırmakla birlikte tekrarlardan oluşuyor , tam bilim kurgu olmasa da olmaya çalışılmış gibi ve bu sebeplerle biraz sıkılmama sebep oldu.
Meraktan değil de bir an önce bitirme isteği oldu bende. 
Günümüz olaylarına çok yakın bir kurgusu var bu sebeple okunmalı diyorum .Ve bir sonraki Oya Baydar kitabında daha seçici olmayı düşünüyorum ;)



16 Eylül 2013 Pazartesi

Ercan KESAL -Peri Gazozu








www.dr.com 'dan ;


Peri Gazozu

"Vicdanımız kuruyor. Babalarını erken kaybetmiş yetim çocukların masum başlarını koyacakları göğüsler çoktan çöktü, farkında mısınız? Göğüs çöktükçe zulüm tepemizde kalıyor. Kavisli ve dolaşık geçmişimizse, bozuk düzenimizin telleri olmuş. Duyduğunuz sesler bu yüzden içli ve bu kadar derinden geliyor.

Şimdi bir türlü sığamayıp, delice bir kavgaya tutuştuğumuz, adına Anadolu denen şu kadim topraklarda, binlerce yıl önce hüküm sürmüş, bir Hitit kralının oğullarına bıraktığı vasiyete bakın isterseniz: Öldüğümde beni, usulünce yıkayın, göğsünüze yaslayın ve toprağa bırakın. Bu kadar." Hayatın en yalın ve en efsunlu meseleleri, ölüm ve yaşam, annebaba-çocuk arasındaki zor muhabbet, büyümek ve yaşlanmak üzerine... Vefalı bir oğulun gözüyle. Bilhassa ölümün, ölümle başetmenin olağanüstülüğü ve olağanlığı üzerine..."Alışmaya"
direnen bir hekimin gözüyle.

Taşranın sıcak kucağı ve serin kasveti üzerine... Orayı hem içinden hem dışından bilen bir evladının gözüyle. Türkiyenin ipin ucundaki yakın tarihinin gölgesi... Kalbi avucunda
birinin gözüyle. Ercan Kesaldan, aynanın kenarındaki fotoğraflar misali hayat
parçaları, sohbet makamında insan hikâyeleri.


Bu yaz çok duymuştum.Özellikle kitap kurdu Lale ve Özlem de okuyup beğenince merakım iyice arttı .İyi ki duymuşum, meraklanıp alıp okumuşum..
tadı damağımda kaldı denir ya öyle oldu.Okumalı, okutulmalı cinsten bir kitap ;)
Zevkle okunurken içimizi kanatmaya müsait bir yazar kalemi..

6 Eylül 2013 Cuma

Maxime CHATTAM - Zamanın Efendisi




tanıtımı : www.dr.com.tr 'den;
Zamanın Efendisi

Ölmeyi çok istersen, ruhunu yakman gerekir!


Maxime Chattam, polisiyeyi gerilimle birleştiren yeni romanında, okurları 20nci yüzyılın başındaki Parise götürüyor...

Uluslararası Paris Fuarının açılışı yapılmak üzeredir. Yazar Guy de Timée, yeni arayışlar içindeyken rahat bir yaşamın yaratıcılığına köstek vurduğunu, daha gerçekçi yazabilmesi için lüks hayatını terk etmesi gerektiğini düşünür. Bir sabah, karısını ve kızını bırakıp gider. Önceleri bir otelde kalır ve sefih bir hayatın içine dalarak bir randevuevine gidip gelmeye başlar. Bir süre sonra, bu randevuevinde yaşamaya başlar.

Bir gece, randevuevinde çalışan kızlardan biri öldürülmüş halde bulunur. Polisi bir fahişenin öldürülmesine pek aldırmaz ve olayın peşini bırakır. Guy, randevuevinde çalışan genç ve güzel Faustine ve Müfettis Perottile birlikte olayı araştırmaya başlar. Ekibin araştırmaları, aynı şekilde öldürülen başka fahişeler olduğunu da gösterir. Bütün cinayetlerin fuar alanında işlendiği, fuarın imajı bozulmasın diye cinayetlerin örtbas edildiği anlaşılır. Cinayetlerin işleniş biçimleri ise, Şeytana tapan bir grubun varlığını akıllara getirmektedir.


Maxime Chattam , çok sevdiğim bir yazar ve ne yazsa ben okurum ;)
bu kitap beni tatmin etmedi, sonlarına doğru bir heyecan yakalayabildim.Ama yazarın bundan sonraki kitabını yine hevesle bekliyor olacağım.
Grangé Kaiken raflarda yerini aldı ve ardından Zamanın Efendisi..iki Fransız yazar ,iki gerilim , korku ve heyecan dalgası..ister istemez kıyaslamaya girdiler dergilerde yorumcular..
benim fikrim Grangé korkunun hala 1 numarasıdır ;)

4 Eylül 2013 Çarşamba

MO YAN -Kızıl Darı Tarlaları















Kİtap tanıtımı : www.dr.com 'dan..

Kızıl Darı Tarlaları

Çinin Nobel ödüllü yazarı Mo Yanın Kızıl Darı Tarlaları, Shandong ailesinden üç kuşağın, 1923-1976 yılları arasındaki öyküsünü aktaran bir roman. Yazar, bir mücevher güzelliğindeki doğa manzaraları fonuna yerleştirdiği ve kronolojik sıra gütmeden kurguladığı romanda, Japon istilasına karşı verilen Direniş Savaşı, Çinlilerin birbirleriyle çatışmaları, Komünist Devrim, Kültür Devrimi gibi Çin tarihindeki önemli halk hareketlerini ve bütün bu yıllar içindeki tutkulu aşkları anlatıyor.

Çin sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Yimou Zhangın beyaz perdeye aktardığı Kızıl Darı Tarlaları, tarihsel bir anlatımla kara mizahı ustalıkla kaynaştırıyor. Roman, geçmişle bugün, ölüyle diri, iyiyle kötü arasında belirgin bir ayrım yapılmadan sürüyor.

Nobel ödül töreninde konuşan Per Wästbergin dediği gibi, Mo Yan, bireyi kimliksiz insan yığınlarından çekip ortaya çıkaran; alaycı ve iğneleyici bir üslupla tarihe, tarihî çarpıtmalara, yoksunluklara ve siyasal riyakârlıklara karşı çıkan bir yazar.

Yorumuma gelince ;
Nobel Edebiyat ödülünü almasa ne kitaptan ne de yazardan haberim olmayacaktı belki de .İlk defa Çin'li bir yazarın yazdığı kitabı okudum.Çin  kültürü , Japon kültürü bize uzak .Yazar sadelikle ve olduğu gibi yazmış herşeyi , bu biz okuyucular için anlaşılır kılmış kitabı.
Köylü yaşamı içinde cesaret de var, korkaklık da, dürüstlük de riyakarlık da ..hepsi aynı bünyede içiçe yer alabiliyor.
Bazı olayların detaylı anlatımı ( örneğin Louhan amcanın ölüm anı gibi) insanın kanının çekilmesine sebep oluyor ama diğer yandan anlatımı ve olayı güçlü kılıyor.
Küfürler öyle bir anda çıkıyor ki olay kahramanının ağzından ister istemez gülümseme yerleşiyor okuyucunun yüzüne :)
Nine çok güçlü bir karakter bu da baba ve dedenin Japonlara karşı onca cesur mücadelelerine karşın güçsüz yanlarını da ortaya seriyor .
Yazarın bir an'ı betimlemesi o kadar güçlü ki, zaman zaman darı tarlasında dolaşır gibi oluyorsunuz.Özellikle benim gibi küçüklüğünüze dair darı yapraklarının hışırtılarını duyabileceğiniz anılara sahipseniz ;)
Ben keyifle okudum, sadece önce köpekli hikayenin başlarında sıkıldım ve köpeklerin bunca yer almasını yadırgadım ama sonra hiç de yersiz bir anlatım olmadığı kanısına vardım.
Sizlere de keyifli okumalar ;)





5 Temmuz 2013 Cuma

Jean-Christophe GRANGé - KAİKEN


Kaikenin zamanı geldi



Doğan güneş karardığında,
Geçmiş, çıplak bir kılıç gibi keskinleştiğinde,
Japonya artık bir anı değil, kâbus olduğunda,
Kaikenin zamanı gelmiş demektir.



Grangé  hayranlığımı çevremde bilmeyen yoktur.Bir gün işyerinde mesaideyken gördüğüm bir haber küçük bir çığlık atmama sebep oldu .Grangé yeni bir kitap yazmıştı.
Büyük bir açlıkla elime aldım okumaya başladım.İlk bölüm "Korkmak" diye başlarken içim sızladı , yazar korkuyu yazmayı bense onun kaleminden korkuyu okumayı çok seviyorum ..

Başkomiser Oliver Passan  'ın takibi ile başlayan kitap sonlara gelmeden soluksuz bir takip sonucu katil kişinin ortaya çıkışı ile bitecek gibi oluyor.Ama yok asıl olaylar burada başlıyor..İçiçe geçmiş olaylar zinciri nasıl sonuçlanacak ? 
Kaiken nedir aslında ? 
Kitabın hangi sahnesinde ışıldayacak ?

tek kelime ile muhteşem bir Grangé kitabı okudum diyebilirim ;)
Korku,gerilim sevenlere duyurulur :)


4 Temmuz 2013 Perşembe

Dan BROWN - Cehennem

Cehennem 

Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir. Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır. Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır... 

.. Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını. 

Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları... 

... Dan Brown, dünyanın birçok ülkesinde çok satanlar listesine giren; Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi kitaplarının yanı sıra tüm zamanların en çok okunan romanlarından biri olan Da Vinci Şifresi’nin yazarıdır. New England’da eşi ile birlikte yaşamaktadır.



www.dr.com.tr





Dan Brown'ın yeni kitabı diye tanıtımını görür görmez edindim kitabı, okudum , bitirmeye kıyamadım..

Yine Langdon , yine tarih, yine şifreler ,akıl almaz bir takip, macera ,bu kez edebiyat hem de Dante , Floransa ,Venedik ve İstanbul ile final !

Sürükleyici, elden düşüremeyeceğiniz bir serüven daha..

Elbette çok beğendim ;)