28 Mayıs 2014 Çarşamba

Selgin GB - İğneler



"İğne" deyip geçtiğimiz basit nesne bazen hayatımızı kurtarır, bazen kumaş parçalarını üstümüzde elbise olarak taşıyalım diye birleştirir, bazen yönümüzü gösterir, bazense bir pikabın üstünde sonsuzca dönerek etrafa yayılan nağmelerle kulağımızın pasını siler. Bir arının elimize batırdığı iğnesi çocukluğun uzak anılarından biri olarak kalırken iğneli bir sözün bıraktığı yara uzun yıllar sonra bile acıtmaya devam eder.

Selgin GB, "İğneler" adlı bu yeni kitabında öykü okurunu çetin bir yolculuğa davet ediyor. Bu öyküler içinizden çıkmayabilir
(Tanıtım Bülteninden)
www.dr.com.tr


Selgin GB , blog yazılarından takip ettiğim, imza:kızın kitabının yaratıcılarından . Şimdi bir de kitaplığımda ayrı bir yere sahip olacak bu güzel öykülerin yazarı.
İğneler, her birinin işlevi birbirinden farklı ,  bazen canını yakıyor okurun bazen yüreğini...
Ben hepsini çok sevdim .





30 Nisan 2014 Çarşamba

Anılar, Düşler ve Önemsiz Şeyler



Anılar, Düşler ve Önemsiz Şeyler 

Bu kitap bir harika !
Okunacak çok değerli satırlar var.
Bloglardan tanıdığımız bir isim Vladimir'in derdi  'ni takipte olduğum için Aykırı Kuş dergisi ve çalışmalarından da haberim vardı. Bu ikinci kolektif kitaptan ise tamamen tesadüf eseri haberim oldu. İrem'in sınıf arkadaşı Ege'nin annesi arkadaşımız Ahu ile görüştüğümüzde  yazılarımız ile katıldığımız kitaplardan bahsettik birbirimize.
Kitap Fuarı'na denk geldiği için Kanguru Yayınları'nda yazarları ziyaret edip kitabımı imzalatma şansına eriştim :)
Anılarla geçmişe, düşlerle geleceğe , önemsiz şeylerle hayata tutunacağınız bir eser çıkmış ortaya , ellerine sağlık ..


9 Nisan 2014 Çarşamba

İmza:Ben










Üçlemenin son kitabı İmza:Ben 

Önce babalarımıza yazdık , büyüdük eşlerimize, eski sevgiliye ,hayalimizdeki erkeğe.. Üçlemenin son mektubu merak konusuydu.İmza annen olsa diyordum , İrem bir mektup bekliyordu ;)
İmza:Ben olarak mektup yazacağıma çok sevindim.Kalemim , düşlerim her zaman hazırdı.Ben Balkızım İremim için yazdım.. Çok özel oldu hepimiz için.. Diğer mektupları çok merak ediyorum , sabırsızlıkla kitabımı bekliyorum.

D&R ve İdefix'ten edinebiliyoruz.

             154 kadının bir araya gelerek oluşturdukları bu kitabı Banu Özkan Tozlu ve Esra Aylin Akalın yayına hazırladı. Kitap geliri TÜRGÖK (Türkiye Görme Özürlüleri Kitaplığı) bağışlanacak. Ayrıca Türgök gönüllüleri tarafından sesli kitap haline getiriliyor.

Okumak için sonsuz sebebiniz var ;)

İmza:Ben Basın Bültenini paylaşmak isterim..

KOLEKTİF KADIN MEKTUPLARI SERİSİ NOKTAYI KOYUYOR:
“İMZA: BEN”
Kadınlara son bir söz söyleme fırsatı sunulursa…
Babalara yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Kızın”la başlayan serüven, geçen sene bu zamanlar kocalara, eski eşlere, hayali prenslere yazılan mektuplardan oluşan “İmza: Karın” ile devam etmişti. Seri, kadınların “İmza Ben” diyerek imzaladıkları ve “son bir söz” söylemek istedikleri kişilere yazdıkları mektuplarla sona eriyor. Canan Tan, Cemre Birand, Çiçek Dilligil, Derya Baykal, Ece Vahapoğlu, Esra Harmanda, Nazlıcan Özkan, Sevinç Erbulak, Şafak Pavey, Yonca Tokbaş  gibi 154 kadının geçmişleriyle, gelecekleriyle, kendileriyle, sevdikleriyle, sevmedikleriyle hesaplaştıkları mektupların  bir araya gelmesiyle ortaya çıkan “İmza: Ben”, kitapseverler ile buluşuyor.
Kitapta mektuplarına yer verilen kadınlar, serinin ilk kitabı “İmza: Kızın”derken hayatlarındaki ilk erkek olan babalarına mektuplar yazmışlardı. Yanlarında olan, olmayan veya bir kez dahi göremedikleri babalarına. Kimi teşekkür etti, kimi kırgınca “Sana ihtiyacım vardı. Neredeydin?”dedi. Kimi erkenden göçüp gidenlerin arkasından gözyaşı dökerken, bir baba gölgesi bile hissetmeyenler “Kulağıma küpe olacak bir sözünüz bile gelmiyor” diye hesap sordu.
Sonra kız çocukları büyüdü, hayatın içinde kadın olarak durmayı öğrendi. Bu sefer “İmza: Karın”’da sözümüz “o adama”ydı. “Ruh eşim” deyip aşkla dolu olandan “Mezarına gelip bu mektubu okuyacağım” deyip nefretini kusana kadar geniş bir yelpazede mektuplar yazıldı.
154 kadın, noktayı İmza: Ben diye imzalayarak koyuyorlar. Kime, ne diyecekleri varsa onu diyerek. İmza : Ben’de sevgi bulacaksınız. İmza : Ben’de öfke bulacaksınız. İmza: Ben’de şükür, azim, korku bulacaksınız. İmza: Ben’de hayatın ta kendisini bulacaksınız.
Yazarlarının en saklı hayallerini okuyacağınız kitabın geliri, serinin diğer iki kitabı gibi yine çok güzel bir amaca hizmet için ayrılıyor.  “İmza: Ben”kitabının telif geliri, görmeyenlerin dünyasında da minik de olsa bir ışık yakabilmek hedefiyle, bu yıl 10. Yılını kutlayan Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’na (TÜRGÖK) bağışlanıyor. Kitabın ayrıca sesli kitap versiyonu da görme engelliler için TÜRGÖK tarafından oluşturuldu.
Yaşama bir kez daha kadın gözünden bakmak, yüreğinden geçenleri anlamak isterseniz “İmza: Ben” size eşsiz bir fırsat sunuyor.



TÜRGÖK HAKKINDA
Görme özürlülerin eğitimleri ile kültürel gelişimlerine ücretsiz hizmet eden, Türkiye’nin ilk ve tek görme özürlüler kitaplığı TÜRGÖK( Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı); yurdumuzda yaşayan görme özürlüler ile yurt dışında yaşayıp da Türkçe bilen görme özürlülerin, yazılı kaynaklara erişimini sağlamak üzere 2004 yılında İzmir’de faaliyete geçmiştir. Görmeyen kişilerin Türkçe okuryazarlık oranını arttırmak, eğitim ve kültürlerine katkıda bulabilmek ve bu amaçla yaşam kalitelerini yükseltmek amacıyla Av. Gültekin Yazgan tarafından kurulan TÜRGÖK, 5000’i aşkın görmeyen üyeye hizmet vermektedir. Kitaplık hizmeti alan  görmeyenler bu vasıta ile kendi kitaplıklarını da  oluşturmaktadır.
Üyelerine sesli ve kabartma (Braille) baskılı roman, ders kitabı, ÖSS, KPSS, SBS, açıköğretim  (lise, ilköğretim) soru bankaları ve sınav testleri  hazırlamaktadır. Ayrıca aylık yayın organları olan; ilköğretim 1. kademe öğrencileri için “Yavru Balarısı” (Braille Kabartma)dergisi 2. kademe öğrencileri için “Balarısı” (Braille Kabartma) dergisi, lise öğrencileri ve yetişkinler için de sesli MP3 formatında “Arkadaş” dergisi hazırlanarak ücretsiz olarak kargo ile adreslerine gönderilmektedir.
Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı, Türkiye’nin her yerine, ayrıca İngiltere, Hollanda, Kıbrıs, Amerika,Almanya’ya ücretsiz ve geri iadesiz hizmet vermektedir.
Tüm bu hizmetler, sayıları 500’ü aşan gönüllü destekçi ve bizlere kuruluşundan itibaren destek olan sponsorlar sayesinde üretilmektedir.
www.turgok.org
EDİTÖRE NOT:
BANU ÖZKAN TOZLUYURT 39 yaşında, yönetim danışmanı. BT Danışmanlık adlı şirketin sahibi. Yönetim, iletişim, kişisel gelişim konularında eğitimler verip danışmanlık yapıyor. Yaşam koçluğu sertifikası sahibi yönetici/kişisel koçluk yapmakta. Yazmayı, okumayı çok seviyor. Hayat Çocukla Güzel, İmza Kızın, İmza Karın adlı yayınlanmış kitapları mevcut. Gezi, kişisel gelişim, gündeme ait yazılarını www.banunundunyasi.com da okurlarıyla paylaşıyor.(www.banunundunyasi.com)
ESRA AYLİN AKALIN 39 yaşında, Zürafa isminde bir anaokulunun kurucu ortağı. Aynı zamanda Okus Pokus adlı freelance metin yazarlığı şirketinde, web siteleri, bloglar, dergiler, kataloglar.. aklınıza gelen her türlü mecra için metin içeriği sağlıyor. Yazmayı, okumayı, gülmeyi, çocukları çok seviyor. İmza: Kızın ile başlayan bu serüvenin fikir annelerinden.  www.kakarakikiri.wordpress.com blogunda mizah ağırlıklı  yazılarını okurlarıyla paylaşıyor.
Ayrıntılı bilgi için:
Banu Özkan Tozluyurt
banuduru@gmail.com / banu@banutozluyurt.com
0542.427.31.37
Twitter: https://twitter.com/imzabenkitabi
Facebook: https://www.facebook.com/imzaben

2 Nisan 2014 Çarşamba

F.Scott Key FITZGERALD - Muhteşem Gatsby



Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby) yazar F. Scott Fitzgerald tarafından kaleme alınmış bir roman. İlk basımı 10 Nisan 1925'te yapılmıştır. Hikaye 1922 yazında New York ve Long Island'da geçmektedir. 1920'lerin ekonomik durumu ve I.Dünya Savaşı sırasındaki bunalım ve kargaşa anlatılmıştır. Amerikan rüyası düşüncesine karşı yazılmıştır.

F. Scott Fitzgerald 1920'lerde ABD'de kaleme aldı. I.Dünya Savaşı sonrası, iyileşmekte olan ABD ekonomisi, sessizce büyüyen marketler ve "çılgın yirmiler" olarak da bilinen on yıllık dönem anlatılmıştır. Bu dönemde büyük bir toplumsal yükseliş olmuştur. 1920 Kasımında; kadınlara oy kullanma hakkı verildi, bir yasa değişikliği ile alkol yasaklandı, bir Afroamerikan tarzı müzik olan caz bu dönemin ana akımlarındandı. Fitzgerald bu dönemi "Caz Devri" olarak adlandırır.

tanıtım wikipedia 'dan .

Öncelikle Muhteşem Gatsby ' i filmini duyduğum için biliyordum.Yani bir kitabın varlığından habersizdim. Bibliyomanyaklar adlı bir okuma grubu sayesinde haberim oldu.Kim bu bibliyomanyaklar diyorsanız buradalar . Kendileri okuyup bizlerle paylaşıyorlar ;) bu paylaşımlardan birine yorum bıraktığınızda çekilişe katılmaya hak kazanıyorsunuz :) Ben de şubat ayı talihlisi olarak bu kitabı kazandım.Buradan tekrar teşekkürler kendilerine ;) sevgiler..

Öncelikle kitabın giriş bölümündeki açıklama ve önsözü dikkatlice okumanızı öneririm.Bu çağı algılamak adına oldukça önemli detaylar vurgulanıyor.
Kitapta James Gatz'in Jay Gatsby'e dönüşümü , Nick Carraway adlı genç bir iş adamının anlatımı ile canlanmış.Gatsby'nin muhteşem hayatı, o şatafatlı partilerin gerisinde gizemli adam..Daisy , Nick'in kuzeni Tom ile evli bir de kızı var,Gatsby'nin eski aşkı ..

Kitap sonlara doğru daha da bir canlılık ve anlam kazanıyor .Taşlar yerine oturuyor ;)

Sırada filmi izlemek var ;) 

keyifli okumalar dilerim :)

24 Mart 2014 Pazartesi

Sezgin KAYMAZ - Kün








Kün 


"Ankara Çayı, bağrına şefkatle basıp muhafaza ettiği sivrisinek larvalarını usul usul kabuğundan salıyor, evlâd-ı haşerattan dokunmuş vızıltı pikesini, ana avrat sövmüşmüş sövmemişmiş hiç aldırmadan civardan geçenlerin burun deliklerine, kulak memelerine doğru sallıyordu. Şımarık şımarık bahar müjdesi vereceğiz diye uçuşan kavak pamukları, terli enselere, çıplak alınlara yapışıp kaşındırarak milleti illet ediyordu. Börtü böcek antenini sallıyor, kıllı bacaklarını sıvazlıyordu. Danaburnu topraktaki tohuma, uçuç böceği yapraktaki bite, tırtıl yaprağa, solucan toprağa saldırıyor, peygamberdevesi alayına saldırıyordu. Çocuk yaşta beyaz bulutlar havai gökyüzünde uzun eşek oynuyor, kararsız tavırlarla kâh yavşayıp kıç kıça sokuluyor, kâh gâvur görmüş gibi kopup birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.
Bahar gelmişti."

Kün, yani Ol...Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği -ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini aydınlatabildiği, köpeklerin (hem de Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir âleme kapı aralıyor. Şerefsizler şerefsizliğin gözüne vuruyorlar, iyiler canını dişine takıyor, feleğin zarı hepyek de gelse bir bakıyorsunuz altı kapı alıyor.

Sezgin Kaymaz, kendine özgü üslûbu ve hâlesiyle, yine eğlenceli ve ürpertili bir hikâye anlatıyor.
Anlattığı hikâyenin heyecanıyla anlatışın neşesi yine birbirini coşturuyor.

Sıradan denen insanların sıradan denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angaranın kıyısına, rengâhenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca - Eski Konya. Eski taşra yaşantısı… Sezgin Kaymazın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulanlar kadar, yerliliğine de tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!


Kitap tanıtımı   www.dr.com.tr'den...


Kün , yazarın okuduğum ilk kitabıydı.2013 yılının en iyi romanı  denmişti ve bunu fazlasıyla hakettiğini düşünüyorum.Çok keyif alarak okudum ;)

Kesinlikle okunmalı ;)




18 Mart 2014 Salı

Buket UZUNER - Uzun Beyaz Bulut Gelibolu







Uzun Beyaz Bulut Gelibolu

Çanakkale 2000
Çanakkale Savaşlarında ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Geliboluya gelen Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkında bastonuyla dolaşan Türk Ninenin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…
Çanakkale 1915
Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylorın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…
Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?
Buket Uzuner, romancılığının doruklarında bir başyapıta daha imza atıyor.

www.dr.com.tr 'den alıntıdır.


Günün anlamına uygun olsun kitap tanıtımımız.Bu kitabı yazıldığı yıl alıp okumuştum.Çok etkileyici, savaşan iki tarafın askerlerinin mektuplarından oluşuyor .Yaşananlara bir kapı aralıyor...Okuduğum dönemi hatırlıyorum bir yandan satırları içime çekiyor bir yandan göz yaşlarımı siliyordum.

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

3 Mart 2014 Pazartesi

Hasan Ali TOPTAŞ - Heba



Heba


İnceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. Ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim fark edemediğimiz meçhul bir şey deler.

İşte o vakit delinen yerden içerisi görünmez ama dışarısı görünür. Hakikat oradan gerçekte olduğu gibi görünmez tabii; uykunun sisi yüzünden, kendisinin biraz berisinde yahut gerisinde görünür.

Sise benzemeyen tuhaf bir sisin içindeydi şehir. On dokuzuncu katın hizasında ben gerçeğim diyen bir güvercin kanat çırpıyordu. Binnaz Hanımın tombul elleri vardı. Ucu bucağı görünmeyen bir boşluğa düştü Ziya. Hışır hışır öten naylon şeritler. Te ilerde Suriye! Kaldır başını! Huoop! Yüzü çilli bir çocukluk. Efil efil tüten bir pişmanlık.

Hiç işte, hiçbir şey olmadı. Şikâyetçi misin? Değilim Komutanım.

Kolonya, limontuzu ve su. Bakma öyle karanlıkta Mensur. Aynalı kahve. Güzel Nefise. Kim o uzaktaki adam? Tufana emanet bir dünya.

Her kötülük, bir iyiliğin içine akıyor işte...

Heba, göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın, lincin, kıstırılmışlığın romanı.

Edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı. İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam.

Sadık okurları için yeni keşifler sunacak, yeni tanışanları sadık okurlara dönüştürecek bir Hasan Ali Toptaş romanı...

www.dr.com.tr 'den

Yazarı ile ilk tanışmam oldu.Son olmayacağının garantisi olan bu güzel romanı keyifle okudum.Edebi anlamda keyif aldım, heba olmuş hayatların detayları ile değil elbette..

Okuyun pişman olmayacaksınız ;)

24 Şubat 2014 Pazartesi

José SARAMAGO - Filin Yolculuğu



Filin Yolculuğu

16. yüzyılda Portekiz Kralı, Süleyman adlı filini Avusturya Arşidükü Maximiliana hediye etmek ister ve Süleyman bu uzun yolculuğa çıkar.
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramagonun en neşeli, en keyifli romanı Filin Yolculuğu işte bu tuhaf serüvenin hikâyesini anlatıyor.
Saramago severleri şaşırtacak bu keyifli roman, bir yandan da filin gariban ama köylü kurnazı terbiyecisi Subhro ile kafileye eşlik eden soylular bağlamında filin tanık olduğu insanlık komedyasına eğlenceli-eleştirel bir bakış getiriyor.
www.dr.com.tr (tanıtımından)

Filin Yolculuğu'na eşlik edecekseniz bu yazacağım öneriyi dikkate almalısınız.Çevirmen Pınar Savaş'ın notunu mutlak okuyunuz.Aksi halde noktalamasız, imlasız ve dil bilgisi kurallarının hiçe sayıldığı bir metinle karşılaştığınızda şaşırmayasınız.
Diyaloglarda alışılagelmiş konuşma çizgileri, tırnaklar kesmeler olmadığı için kim kiminle konuşuyor takibi zor oluyor.
Tüm bunlara rağmen ben zevkle okudum çok da keyif aldım.
Özellikle etkilendiğim kısımlar ; 
Kral ve kraliçenin filden ayrılma sahnesi, filin ırgatlara veda sahnesi , Portekizli kumandanın kararlılığı ve yönetimideki askeri ve stratejik başarısı ,sf:90 'da yer alan inek hikayesi ..
Genel olarak yazılarında ; insanın doğası gereği verdiği tepkiler ve doğal yaşam gözlenebiliyor.Hayvaların iç güdüsel davranışlarına yer verilmiş.İnek, kurt ,fil gibi.

ve son olarak not aldığım birkaç satır ; 

" Cahilliğin iyi yanı bizi yanlış bilgilerden sakınmasıdır " sf:95

" bizi biz yapan hep kusurlarımız , niteliklerimiz değil " sf: 113

23 Şubat 2014 Pazar

Ayfer TUNÇ - Dünya Ağrısı




Dünya Ağrısı 

"Hayat, kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir."
Türkçe edebiyatın sözünü sakınmayan kalemi Ayfer Tunç, yazarlık hayatının 25. yılında sarsıcı bir romanla karşımızda.
Hayatı "yolcu" olarak yaşamak isterken baba mirası otelin işletmecisi, ailesinin "reisi" olmak zorunda kalan Mürşit, her geçen gün tamahkârlaşan bir şehirde, gerçek dostluğu İstanbulda bıraktığı hayaletlerden kaçarak Mürşitin oteline sığınan Madencide buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç sayfalarının bir özetini sunuyor.
Arka planı toplumsal facialar, kitlesel cinnet hikâyeleriyle örülen Dünya Ağrısında, geçmişle hesaplaşma cesaretini gösteren insanları yaşadıkları toplumdan ayıran sınır imleniyor.
Dünya Ağrısı kelimelerle sıkılmış bir yumruk.

Böyle bir şehirde sır saklamanın imkânsız olduğunun farkında değil. Öğrenecek elbet, bir gün şehir dediği şeyin birbirini gözleyen sayısız gözden ibaret olduğunu o da anlayacak. Ama buna çoktan alışmış olacak ya da daha fenası başkalarını gözleyen sayısız gözden biri haline gelecek. Babamın oğlu o olmalıydı diye düşünüyor, ben, oğlum gibi bir oğul olsaydım babam mutlu ölürdü; oğlum babamın istediği gibi bir oğul olduğu için ben mutsuz öleceğim.
www.dr.com.tr   (Tanıtım Bülteninden)



Ayfer Tunç  yazsın biz okuyalım , bu hep böyle sürsün isterim.Düny Ağrısı 'nı yaratıcısından ötürüdür sevmelerim.İlk görüşte kapağına vurulmuş olmamda mavinin etkisi yadsınamaz.

Kitaba gelirsek, kahramanımız Mürşit ,  isteklerine mecburi ara vermiş bu mecburiyet zorunluluk halini alınca da memleketinde yaşamak zorunda kalmıştır.Baba yadigarı oteli işletmek ona göre olmasa da bu işe devam etmiş , evlenmiş iki çocuk ile aile olunca da ruhu ile olmasa da bedenen ona sunulana boyun eğmiş.
Mürşit'i arada bir sarsmak geldi okurken içimden..Ama olaylar öyle bir gelişti ki benim yapamadığımı yeri geldi Özgür yaptı, Pehlivan girdi devreye ..Madenciye duyduğum sempatinin de  Mürşit'e dayanabilmemde faydası oldu.
Sonra anlamaya başladım Mürşit'i , aslında baştan onu anlamaya çalışmalı okur.. Hani bazen hayat ağır gelir de insana kapana kısılmışsınız gibi gelir ya, işte Mürşit bununla yaşamak zorunda..

Bununla birlikte yan karakterler, Mürşit'in yaşadığı yörede yaşananlar çok güzel bir şekilde örülmüş.
Dünya Ağrısı , ağrı gibi çöktü üzerime.Uzunca bir sürede orada kalacak..

Hakan GÜNDAY - AZİL

Kitabın tanıtımı :

Teknoloji, insanların davranışını, ahlakını, sosyoekonomik ilişkilerini, asla geri dönülmeyecek bir biçimde değiştiriyor. Söz konusu değişim, insanlığın amacından sapmasına ve doğadışı, adsız bir türün yeşermesine neden oluyor.
İnsanlığın bin çabayla iki bin yılda yarattığı asgari ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğneniyor.Ve on yıldır da internet tarafından yutuluyor.

Bireyin yalnızlığı, toplum dışına çıkmasıyla sonuçlanıyor.Toplum dışına itilen (ya da bunu kendi tercih eden) birey, kendi doğrularını yaratıp onlarla yaşamaya başlıyor. Zamanla toplum ile birey arasında genişleyen ahlak farkı, ikisinin de hastalanmasının temel nedeni oluveriyor.

Hakan Günday "Azil"de içinde yaşadığımız toplumsal yapıya yönelen eleştirisini, modern insanın "hiç"leşme sorunsalını, gerçek, hayal, kâbus arasındaki geçişler ile zaman ve mekân geçişlerini, yer yer sertleşen ifadelerle öyle ustalıkla aktarıyor ki, okuyucuyu adeta tokatlıyor.

Yazdıklarıyla uçları zorlayan genç yazar Hakan Günday her ne kadar yeraltı edebiyatı yapmadığını söylese de, insanı rahatsız ve tedirgin edici, hem sisteme karşı olan hem de sistemle iç içe geçen karakterlerine ustalıkla can veriyor. Günday, ana karakteri Asilin psişik özelliğine ve dünya algısına uygun bir dili de büyük bir beceriyle kullanıyor.Roman boyunca çok sayıda felsefi tanımlama ve tespit, ana karakterin üslubuyla sıralanıyor.
www.dr.com.tr  den alıntıdır.

Azil, sınırları zorlayan bir kitap.Hakan Günday 'ın yazdıklarını okumayı seviyorum.Bu kitapta ise sadece okumadım yaşadım aynı zamanda ve bu durum zorladı beni.Dahilik ile delilik arasında gelip giden bir karakter ile yaşamak bir olmak güçtü.
Var olmak işte bunu sorgulatıyor yazar bize ki insanoğlunun her nefes alışta unutup bir nefes vererek ayrıldığı yaşamın kıyısında hatırladığı ..

Keyifli okumalar dilerim.