8 Mart , çok şey var bugüne dair , önce;
Eda ‘nın doğumgünü ,
Eda’cığım güzel gözlü kızım yeni yaşın kutlu olsun , herşey gönlünce olsun , mutluluk gözlerinden eksilmesin
Nilücüm kutlarım ailece mutlu güzel günler dilerim .
8 Mart Dünya Kadınlar günü, sabah google ‘da bir etkinlik gördüm hemen katıldım pc başından , masanın diğer yanında yapabileceğim bu kadarı ..
Kadına şiddet ve hor görme artmış ..
Oysa , kadın zariftir, kadın ince düşünendir, kadın aşktır , kadın güzeldir, kadın kadın kadın …. diye gider bu ..Ama ülkemde kadın ikinci sınıftır, maldır, namustur !
Hepimizin bu günü kutlu olsun , emeklerimizin karşılığını sevgi ile, güleryüz ile, sadakat , iyiniyet ve aşk ile almak dileği ile …
8 Mart İzmir’e bile kar yağdıran Mart , kimse inanmadı kar yağacakmış dendiğinde , sabah kar taneleri uçuşurken gökyüzünde , İrem ‘le ben elele fırtınadan kaçarken bir an zaman dursun istedim,, kar tanelerinin dansına eşlik etseydik o bir an .. Ama hava şartları izin vermedi buna koşarak anneme çıktık
Güzel bir gün olsun dilerim..
8 Mart 2011 Salı
3 Mart 2011 Perşembe
günlerden bugün :)
Günler aynı monotonluğunda sürüp giderken ağız içinden alınan polip yerine atılan dikiş içimde dursun , yemeden , konuşmadan kesilmem kötü oldu :(
Bir insanın yemek isteğinin kısıtlanması feci birşey ,hoş diyetteyken de aynı durum ama canınız yanmıyor en azından.
Üç gündür çorba içiyorum bugün biraz katılara geçebildim.
Konuşmanın değeri tarifsizmiş meğer :) konuşabilmenin ;) neyse bu kadarla gelmiş geçmiş olsun..
İrem sınavda tam kağıt vermiş 1.olmuş hediye isterim diye tutturdu, ohoo dedim her sınavda hediye alacaksak yandık dereceleri de iyi cimcimenin ..
Bahar yüzünü gösterdi yavaştan , bu haftasonu gezmelere başlamak istiyoruz.Çiçekliköy,Yakaköy tarafında gezeceğiz.
Uyanmış zorlaya zorlaya bitti.Paul Auster 'in " Sunset Park" ı okuyorum şimdi .
biraz pc, biraz kitap biraz uyku bugün de böyle geçer gider..
Bir insanın yemek isteğinin kısıtlanması feci birşey ,hoş diyetteyken de aynı durum ama canınız yanmıyor en azından.
Üç gündür çorba içiyorum bugün biraz katılara geçebildim.
Konuşmanın değeri tarifsizmiş meğer :) konuşabilmenin ;) neyse bu kadarla gelmiş geçmiş olsun..
İrem sınavda tam kağıt vermiş 1.olmuş hediye isterim diye tutturdu, ohoo dedim her sınavda hediye alacaksak yandık dereceleri de iyi cimcimenin ..
Bahar yüzünü gösterdi yavaştan , bu haftasonu gezmelere başlamak istiyoruz.Çiçekliköy,Yakaköy tarafında gezeceğiz.
Uyanmış zorlaya zorlaya bitti.Paul Auster 'in " Sunset Park" ı okuyorum şimdi .
biraz pc, biraz kitap biraz uyku bugün de böyle geçer gider..
1 Mart 2011 Salı
Puslu İzmir Sabahı..
Hava kapalı başlıktan da anlaşılacağı gibi..
Ama , içim kıpır kıpır neden bilmem , geçen gün birdenbire aldığım bir karar beni hayata bağladı yeniden .Üzgün ve umutsuz olduğumuz günler biz zaten yokuz tamam da sakin geçen ve hatta keyifli günlerin ne kabahati var ? dedim kendime , silkelendim ve yaşadığım her anın tadını çıkartmaya söz verdim kendime.
Bir acı yaşnacaksa o da yaşanır layıkıyla ;) kaçmak yok cesur yüreğimiz var :)
Özgül haftasonu mate çayını unutmuş bizde, bir tane içtim şimdi , güzelmiş beğendim bu çayı, dün itibari ile yeme içme olayına bir çeki düzen verme kararı aldım.
Ne çok karar almışım yahu !
İrem'i bu sabah ben yolcu ettim okula,
11.00 de randevum var , çok ihmal ettiğim yanağımın içinde oluşan beze doktora gösterilecek.iyi haberler olacağını düşünüyorum kötü bir görüntüsü yok ama ısırıyorum çok kötü bir yerde ve alınması gerekiyormuş.
Bu saatte evde olmak çok garip :) Ne yapacağını şaşırıyor insan ve hiçbirşey yapamıyor zaten :) Kitap okurum belki , Gece Evi Serisi 'nin ilk 7 kitabını ardarda okumuş keyif de almıştım , Edward ve Bella 'dan sonraki bir dönemdi .8.Kitap Uyanmış 'ı da aldım , meraktan Steve Rae ve Rephaim 'in damgalanmalarından sonra neler olacaktı acaba :) Ancak kitap bitmek üzere ve aynı zevki alamadım maalesef :(
Şimdilik durum budur :)
Ama , içim kıpır kıpır neden bilmem , geçen gün birdenbire aldığım bir karar beni hayata bağladı yeniden .Üzgün ve umutsuz olduğumuz günler biz zaten yokuz tamam da sakin geçen ve hatta keyifli günlerin ne kabahati var ? dedim kendime , silkelendim ve yaşadığım her anın tadını çıkartmaya söz verdim kendime.
Bir acı yaşnacaksa o da yaşanır layıkıyla ;) kaçmak yok cesur yüreğimiz var :)
Özgül haftasonu mate çayını unutmuş bizde, bir tane içtim şimdi , güzelmiş beğendim bu çayı, dün itibari ile yeme içme olayına bir çeki düzen verme kararı aldım.
Ne çok karar almışım yahu !
İrem'i bu sabah ben yolcu ettim okula,
11.00 de randevum var , çok ihmal ettiğim yanağımın içinde oluşan beze doktora gösterilecek.iyi haberler olacağını düşünüyorum kötü bir görüntüsü yok ama ısırıyorum çok kötü bir yerde ve alınması gerekiyormuş.
Bu saatte evde olmak çok garip :) Ne yapacağını şaşırıyor insan ve hiçbirşey yapamıyor zaten :) Kitap okurum belki , Gece Evi Serisi 'nin ilk 7 kitabını ardarda okumuş keyif de almıştım , Edward ve Bella 'dan sonraki bir dönemdi .8.Kitap Uyanmış 'ı da aldım , meraktan Steve Rae ve Rephaim 'in damgalanmalarından sonra neler olacaktı acaba :) Ancak kitap bitmek üzere ve aynı zevki alamadım maalesef :(
Şimdilik durum budur :)
27 Şubat 2011 Pazar
Aşk Tesadüfleri Sever
Aşk Tesadüfleri Sever , doğumlarından itibaren çocukluk ve ilk gençlik yılları boyunca yolları Ankara’da kesişen, 2010 yılında İstanbul’da tanışan Özgür (Mehmet Günsür) ve Deniz’in (Belçim Bilgin) birbirlerine doğru ve engellerle dolu aşk macerasını anlatırken, bir yandan da geri dönüşlerle onların bugünlerini yaratan dönemlere uzanıyor. Film, Türkiye’nin 70’li, 80’li, 90’lı ve 2000’li yıllarını ziyaret ederek, o yılların artık unutulmaya yüz tutmuş popüler kültür öğelerinden, müziklerinden, yaşam biçimlerinden ve alışkanlıklarından besleniyor. “Aşk Tesadüfleri Sever” pek çok gerçek hikayeden yola çıkılarak derlenmiş olaylar bütünüyle; İstanbul’dan Ankara’ya yaptığı nostaljik yolculuğun içinde izleyiciye doyurucu, duygusal, yıllarca akıllardan çıkmayacak bir aşk filmi vaad ediyor.
Bugün nihayet izleyebildim.Büyüsünü yitirmeden .. Uzunca bir süre de aklımdan çıkmayacak Deniz 'in gözlerindeki ışıltı.Aşkı en iyi Burak ile görüşmesi sırasında tarifliyor aslında Deniz.
Güzel bir aşk filmiydi, eşime , kardeşime bu kadar tesadüf ağır geldi ama o duyguyu yakalayabildiler.
Altan Erkekli,Şebnem Dönmez,Arsen Gürzap oyunculukları tartışılmaz , renk katmışlar filme.
Ayşe Arman da çok şekerdi , bayılıyorum kendisine :)
Sonunda dedim ki yalnız Şebnem Ferah "Hoşçakal" nasıl dinlerim bir daha ???
Bugün nihayet izleyebildim.Büyüsünü yitirmeden .. Uzunca bir süre de aklımdan çıkmayacak Deniz 'in gözlerindeki ışıltı.Aşkı en iyi Burak ile görüşmesi sırasında tarifliyor aslında Deniz.
Güzel bir aşk filmiydi, eşime , kardeşime bu kadar tesadüf ağır geldi ama o duyguyu yakalayabildiler.
Altan Erkekli,Şebnem Dönmez,Arsen Gürzap oyunculukları tartışılmaz , renk katmışlar filme.
Ayşe Arman da çok şekerdi , bayılıyorum kendisine :)
Sonunda dedim ki yalnız Şebnem Ferah "Hoşçakal" nasıl dinlerim bir daha ???
23 Şubat 2011 Çarşamba
Yağmur İzmir iş güç ..
Dün gece doğa tüm öfkesini İzmir'den çıkartıyor sandım .Gece yarısından sonra kızım öksürüyor mu diye dinlerken duyduğum gümbürtüler , " tamam artık uyku zamanı hadi bakalım yum gözlerini öksürse duyarsın " şeklinde bir zılgıttı sanki..
Anne olmak farklı , hastalıklı hep derim. Çocuk bağımlı değil aslında bana yanlış biliyorlar ben ona bağımlıyım.Şu an bile düşünüyorum yağmur durmadan yağmakta , dün okuldan çıkış zor olmuş, su birikintilerinden ıslanarak servise yürümüşler.Şimdi damlayan her damla içime işliyor .Diyorum ya hastalıklı bir durum.
Okula gidişleri düzene sokamadık henüz.Annem de onunla birlikte okul yollarında .
Yağma yağmur güneşi özledim ben .
Güneş açacak herşey eskisi gibi olacak , tüm umudum bu .
Şimdi iş zamanı :)
sabah kahvesi,
öğle vakti kitap zamanı ,
kimbilir o ara güneş de açabilir ,
akşam süprizleri olabilir İrem'in kimbilir :)
Anne olmak farklı , hastalıklı hep derim. Çocuk bağımlı değil aslında bana yanlış biliyorlar ben ona bağımlıyım.Şu an bile düşünüyorum yağmur durmadan yağmakta , dün okuldan çıkış zor olmuş, su birikintilerinden ıslanarak servise yürümüşler.Şimdi damlayan her damla içime işliyor .Diyorum ya hastalıklı bir durum.
Okula gidişleri düzene sokamadık henüz.Annem de onunla birlikte okul yollarında .
Yağma yağmur güneşi özledim ben .
Güneş açacak herşey eskisi gibi olacak , tüm umudum bu .
Şimdi iş zamanı :)
sabah kahvesi,
öğle vakti kitap zamanı ,
kimbilir o ara güneş de açabilir ,
akşam süprizleri olabilir İrem'in kimbilir :)
21 Şubat 2011 Pazartesi
Stieg Larsson - Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
“Sizi uyarıyoruz: Millennium üçlemesi kesinlikle bağımlılık yapıcı.”
“Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.”
-John Timpane, Philadelphia Inquirer
“Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…”
-David Kamp, New York Times
“Kasırga gücünde bir roman. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’ini veya Charles Dickens’ın romanlarını aynı hararetli heyecanla okumuştum. Olağandışı… Hiç gocunmadan söylüyorum: Muhteşem.”
- Mario Vargas Llosa, El Pais
“Larsson üstün bir yazar. Kurgunun birçok katmanını sıkıca bir ipe bağlıyor ve sayfa sayfa okuyucuyu sürüklüyor. Kitabın sonu, böyle bir seride isteyebileceğiniz her şeyi size veriyor.”
-Leonard Zeskind, Kansas City Star
“Her yeni nesil Salander ve Blomkvist’i bir gün okuyacak ve onların dünyasına kapılacak.”
-Sarah Weinman, BN.com
“Şu anda yaşadığımız hayatı yüzlerce ve yüzlerce heyecanlı sayfada yeniden keşfetmek isteyen kimse bu üçlemeyi kaçırmasın. Son kitabın muhteşem bir kurgusu var. Kitap, çağdaş edebiyatın en mükemmel sonlarından birine doğru ilerledikçe kitap hiç bitmesin istedim.”
-Alan Cheuse, Chicago Tribune
“Kalbinizi durduracak sahnelerde polisiye edebiyatın en unutulmaz karakterleriyle tanışmaya hazırlanın. Bu kitap Larsson’un ismini edebiyatın en orijinal ve tutkulu seslerinden biri olarak tarihe kazıyor.”
-Ellen Shapiro, People
“Millennium serisi dünya çapında benzersiz bir yayıncılık mucizesi.”
-Kate Mosse
“Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak; bu kitabı da gecenin ilerleyen saatlerine dek okuyacaksınız. … İsveçli bir bilgisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?”
-The Guardian
“Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.”
-John Timpane, Philadelphia Inquirer
“Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…”
-David Kamp, New York Times
“Kasırga gücünde bir roman. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’ini veya Charles Dickens’ın romanlarını aynı hararetli heyecanla okumuştum. Olağandışı… Hiç gocunmadan söylüyorum: Muhteşem.”
- Mario Vargas Llosa, El Pais
“Larsson üstün bir yazar. Kurgunun birçok katmanını sıkıca bir ipe bağlıyor ve sayfa sayfa okuyucuyu sürüklüyor. Kitabın sonu, böyle bir seride isteyebileceğiniz her şeyi size veriyor.”
-Leonard Zeskind, Kansas City Star
“Her yeni nesil Salander ve Blomkvist’i bir gün okuyacak ve onların dünyasına kapılacak.”
-Sarah Weinman, BN.com
“Şu anda yaşadığımız hayatı yüzlerce ve yüzlerce heyecanlı sayfada yeniden keşfetmek isteyen kimse bu üçlemeyi kaçırmasın. Son kitabın muhteşem bir kurgusu var. Kitap, çağdaş edebiyatın en mükemmel sonlarından birine doğru ilerledikçe kitap hiç bitmesin istedim.”
-Alan Cheuse, Chicago Tribune
“Kalbinizi durduracak sahnelerde polisiye edebiyatın en unutulmaz karakterleriyle tanışmaya hazırlanın. Bu kitap Larsson’un ismini edebiyatın en orijinal ve tutkulu seslerinden biri olarak tarihe kazıyor.”
-Ellen Shapiro, People
“Millennium serisi dünya çapında benzersiz bir yayıncılık mucizesi.”
-Kate Mosse
“Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak; bu kitabı da gecenin ilerleyen saatlerine dek okuyacaksınız. … İsveçli bir bilgisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?”
-Daily Express
“Olağanüstü… Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak. ”
–Sunday Times
Bunlar kitabın arka kapağında yazanlar . Günlerdir uykusuz kalmama sebep muhteşem millennium üçlemesinin üçüncü kitabı.
Lisbeth ilk iki kitap kadar ön plana çıkmıyorsa da adı geçen bölümler kafanızda şimşekler çaktırıyor ve yine onun kırık tebessümü ile okurken buluyorsunuz kendinizi.
Erika bu kitapta favorim oldu :)
Okuyun kendinizi alamayacaksınız.
17 Şubat 2011 Perşembe
Ayşe KULİN - Hayat ve Hüzün
Hayat ve Hüzün’de yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941’den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım. 1983’ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever’e rahmetle selam olsun, “Ben Ayşe Kulin Nasılım?”a yanıtımdır.
Veda ve Umut’ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye’nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün’de kendi anılarını ve o anıların geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin’den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.
Geçen hafta kendi hayatımın karmaşası içinde okuduğum iki kitap, Hayat ve Hüzün.
Son bölümde ise Ayşe Kulin’in yaşamından fotoğraflar var.
Veda ve Umut'u da zevkle ve olayların , insanların içine dalarak okumuştum .Hayat ve Hüzün de aynı şekilde okudukça sizi sarıyor , her iki kitabı da elinizden bırakamıyorsunuz.Yazarla birlikte seviniyor, onunla hüzünleniyor, heyecan doluyorsunuz.Yaşıyorsunuz kısaca..
Yaşananlar trajik, aile kavramı derinlemesine işlenmiş, Muhittin bey gibi bir babam olsun diyeceğiniz bir anlatım ..Hoş ben şanslıydım rahmetli babam da Ayşe Kulin'in babası gibi anlayışlı, kararlarımıza saygı duyan, iyi bir insandı.
Kendi hayat karmaşamda sanki dertleştiğim bir arkadaştı bu kitaplar ..Kesinlikle okuyun derim.
Veda ve Umut’ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye’nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün’de kendi anılarını ve o anıların geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin’den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.
Geçen hafta kendi hayatımın karmaşası içinde okuduğum iki kitap, Hayat ve Hüzün.
Son bölümde ise Ayşe Kulin’in yaşamından fotoğraflar var.
Veda ve Umut'u da zevkle ve olayların , insanların içine dalarak okumuştum .Hayat ve Hüzün de aynı şekilde okudukça sizi sarıyor , her iki kitabı da elinizden bırakamıyorsunuz.Yazarla birlikte seviniyor, onunla hüzünleniyor, heyecan doluyorsunuz.Yaşıyorsunuz kısaca..
Yaşananlar trajik, aile kavramı derinlemesine işlenmiş, Muhittin bey gibi bir babam olsun diyeceğiniz bir anlatım ..Hoş ben şanslıydım rahmetli babam da Ayşe Kulin'in babası gibi anlayışlı, kararlarımıza saygı duyan, iyi bir insandı.
Kendi hayat karmaşamda sanki dertleştiğim bir arkadaştı bu kitaplar ..Kesinlikle okuyun derim.
16 Şubat 2011 Çarşamba
18 Ocak 2011 Salı
Ayfer TUNÇ ve Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Karadeniz'de bir ruh sağlığı hastanesinde karakterlerden doğan karakterler , içiçe geçmiş yaşamlar, her karakterin hikayesinin sonunda bir tebessüme dönüşen kelimeler..
Kitabı hep tebessüm ederek okudum , elimden bırakamadım.
Konu ruh sağlığı hastanesinde geçince hastalar da hafifinden ağırına psikolojik bozukluklara sahip insanlar topluluğu oluyor.Ancak onları çevreleyen ve bu hastane ile bağı bulunan insanlar acaba zannedildiği kadar akıllılar mı ?
Ki olmadıklarını da görüyoruz zaten.Kitabın sonu daha trajik, ama bitiş durumu harika.
Yazarın sözleriyle noktalıyorum bu yazımı da ;
"Romanın finali bir tür kıyamet tablosudur, doğru, ama gözden kaçırılmaması gereken şey, bu kıyamet tablosuna yol açan unsurların temelinde akıldan uzağa düşmenin yattığını görmektir. Binanın denize bakan tarafında tek bir pencere bulunmamasından başlayarak, iyi niyetle ama yanlış atılmış adımlar bu kıyamet tablosuna götürür bizi. Kıyamet öngörüsüne rağmen umut vardır ama bir kere anlatıcı kıyamet tablosuna ilişkin somut bir rakam verir. Bu rakam, tümden bir yok oluş yaşanmadığını vurgular. İkincisi bu kıyamet tablosunun bir mitolojiye gönderme yapmasıdır: küllerinden doğan Anka. Bu, sonsuz umuttur, her şeye rağmen yeniden doğuşun habercisidir. Öte yandan romanın ana karakterlerinden biri olan Barış Bakış’ın söylemekle kalmayıp defterine yazdığı son söz romanın en acı ironisidir."
Karıcığım.. delirmiş bunlar der Barış Bakış...
Kitabı hep tebessüm ederek okudum , elimden bırakamadım.
Konu ruh sağlığı hastanesinde geçince hastalar da hafifinden ağırına psikolojik bozukluklara sahip insanlar topluluğu oluyor.Ancak onları çevreleyen ve bu hastane ile bağı bulunan insanlar acaba zannedildiği kadar akıllılar mı ?
Ki olmadıklarını da görüyoruz zaten.Kitabın sonu daha trajik, ama bitiş durumu harika.
Yazarın sözleriyle noktalıyorum bu yazımı da ;
"Romanın finali bir tür kıyamet tablosudur, doğru, ama gözden kaçırılmaması gereken şey, bu kıyamet tablosuna yol açan unsurların temelinde akıldan uzağa düşmenin yattığını görmektir. Binanın denize bakan tarafında tek bir pencere bulunmamasından başlayarak, iyi niyetle ama yanlış atılmış adımlar bu kıyamet tablosuna götürür bizi. Kıyamet öngörüsüne rağmen umut vardır ama bir kere anlatıcı kıyamet tablosuna ilişkin somut bir rakam verir. Bu rakam, tümden bir yok oluş yaşanmadığını vurgular. İkincisi bu kıyamet tablosunun bir mitolojiye gönderme yapmasıdır: küllerinden doğan Anka. Bu, sonsuz umuttur, her şeye rağmen yeniden doğuşun habercisidir. Öte yandan romanın ana karakterlerinden biri olan Barış Bakış’ın söylemekle kalmayıp defterine yazdığı son söz romanın en acı ironisidir."
Karıcığım.. delirmiş bunlar der Barış Bakış...
10 Ocak 2011 Pazartesi
ÖLÜM
Soğuk eli değdi yine tenlere . Acımasız ,apansız.Titretirken kalpleri yaraların sızısı duyuldu tenlerde.Ölüm yine zamansız...
Zaman kavramı yok ki onun . Kapılar sımsıkı kapalıyken gelir alır en sevileni.Teselli edecek kelimeler yetersiz , dağarcık sınırlı ,sabır diyoruz ancak sabır... Yakınlarına sabır ve ölene rahmet.
Ölüm gelince , yaşananlar değerli oluveriyor , küf kokulu sandıkların kapakları açılıyor binbir gıcırtıyla.Fısıltılar geliyor önce , çocuk bağırtıları sonra...En çok da kendi sesini duyunca irkilir insan bir de kaybettiğinin .
Geçmiş film şeridi gibi akıp kayarken hafızalardan el ele çıkarsın o sandıktan ,kapağı kapandığı anda geriye gözyaşların kalır , ıslak , soğuk.
Bu yazıyı yazdıran, çok sevdiğim bir arkadaşımın anneannesinin kaybını öğrendiğim akşamın sabahı hissettiklerimdir.
Seda ‘m anneannemize rahmet sizler de sabırlar diliyorum.
Dilerim ; sandıklarınızda bolca fısıltı bolca muhabbet olsun...
Zaman kavramı yok ki onun . Kapılar sımsıkı kapalıyken gelir alır en sevileni.Teselli edecek kelimeler yetersiz , dağarcık sınırlı ,sabır diyoruz ancak sabır... Yakınlarına sabır ve ölene rahmet.
Ölüm gelince , yaşananlar değerli oluveriyor , küf kokulu sandıkların kapakları açılıyor binbir gıcırtıyla.Fısıltılar geliyor önce , çocuk bağırtıları sonra...En çok da kendi sesini duyunca irkilir insan bir de kaybettiğinin .
Geçmiş film şeridi gibi akıp kayarken hafızalardan el ele çıkarsın o sandıktan ,kapağı kapandığı anda geriye gözyaşların kalır , ıslak , soğuk.
Bu yazıyı yazdıran, çok sevdiğim bir arkadaşımın anneannesinin kaybını öğrendiğim akşamın sabahı hissettiklerimdir.
Seda ‘m anneannemize rahmet sizler de sabırlar diliyorum.
Dilerim ; sandıklarınızda bolca fısıltı bolca muhabbet olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


