Dün gece doğa tüm öfkesini İzmir'den çıkartıyor sandım .Gece yarısından sonra kızım öksürüyor mu diye dinlerken duyduğum gümbürtüler , " tamam artık uyku zamanı hadi bakalım yum gözlerini öksürse duyarsın " şeklinde bir zılgıttı sanki..
Anne olmak farklı , hastalıklı hep derim. Çocuk bağımlı değil aslında bana yanlış biliyorlar ben ona bağımlıyım.Şu an bile düşünüyorum yağmur durmadan yağmakta , dün okuldan çıkış zor olmuş, su birikintilerinden ıslanarak servise yürümüşler.Şimdi damlayan her damla içime işliyor .Diyorum ya hastalıklı bir durum.
Okula gidişleri düzene sokamadık henüz.Annem de onunla birlikte okul yollarında .
Yağma yağmur güneşi özledim ben .
Güneş açacak herşey eskisi gibi olacak , tüm umudum bu .
Şimdi iş zamanı :)
sabah kahvesi,
öğle vakti kitap zamanı ,
kimbilir o ara güneş de açabilir ,
akşam süprizleri olabilir İrem'in kimbilir :)
23 Şubat 2011 Çarşamba
21 Şubat 2011 Pazartesi
Stieg Larsson - Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
“Sizi uyarıyoruz: Millennium üçlemesi kesinlikle bağımlılık yapıcı.”
“Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.”
-John Timpane, Philadelphia Inquirer
“Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…”
-David Kamp, New York Times
“Kasırga gücünde bir roman. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’ini veya Charles Dickens’ın romanlarını aynı hararetli heyecanla okumuştum. Olağandışı… Hiç gocunmadan söylüyorum: Muhteşem.”
- Mario Vargas Llosa, El Pais
“Larsson üstün bir yazar. Kurgunun birçok katmanını sıkıca bir ipe bağlıyor ve sayfa sayfa okuyucuyu sürüklüyor. Kitabın sonu, böyle bir seride isteyebileceğiniz her şeyi size veriyor.”
-Leonard Zeskind, Kansas City Star
“Her yeni nesil Salander ve Blomkvist’i bir gün okuyacak ve onların dünyasına kapılacak.”
-Sarah Weinman, BN.com
“Şu anda yaşadığımız hayatı yüzlerce ve yüzlerce heyecanlı sayfada yeniden keşfetmek isteyen kimse bu üçlemeyi kaçırmasın. Son kitabın muhteşem bir kurgusu var. Kitap, çağdaş edebiyatın en mükemmel sonlarından birine doğru ilerledikçe kitap hiç bitmesin istedim.”
-Alan Cheuse, Chicago Tribune
“Kalbinizi durduracak sahnelerde polisiye edebiyatın en unutulmaz karakterleriyle tanışmaya hazırlanın. Bu kitap Larsson’un ismini edebiyatın en orijinal ve tutkulu seslerinden biri olarak tarihe kazıyor.”
-Ellen Shapiro, People
“Millennium serisi dünya çapında benzersiz bir yayıncılık mucizesi.”
-Kate Mosse
“Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak; bu kitabı da gecenin ilerleyen saatlerine dek okuyacaksınız. … İsveçli bir bilgisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?”
-The Guardian
“Dönüp tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Millennium üçlemesi bu milenyumun en iyi üçlemesi.”
-John Timpane, Philadelphia Inquirer
“Stieg Larsson’u okumak, sert bir kahve gibi sizi canlandırır… Kitaplar sıra dışı bir şekilde aksiyon dolu ve düpedüz bağımlılık yaratıcı. Larsson son derece zeki bir aktivist ve feminist olmanın yanı sıra Tanrı vergisi bir aksiyon yazarlığı yeteneğine de sahip…”
-David Kamp, New York Times
“Kasırga gücünde bir roman. Alexandre Dumas’ın Üç Silahşörler’ini veya Charles Dickens’ın romanlarını aynı hararetli heyecanla okumuştum. Olağandışı… Hiç gocunmadan söylüyorum: Muhteşem.”
- Mario Vargas Llosa, El Pais
“Larsson üstün bir yazar. Kurgunun birçok katmanını sıkıca bir ipe bağlıyor ve sayfa sayfa okuyucuyu sürüklüyor. Kitabın sonu, böyle bir seride isteyebileceğiniz her şeyi size veriyor.”
-Leonard Zeskind, Kansas City Star
“Her yeni nesil Salander ve Blomkvist’i bir gün okuyacak ve onların dünyasına kapılacak.”
-Sarah Weinman, BN.com
“Şu anda yaşadığımız hayatı yüzlerce ve yüzlerce heyecanlı sayfada yeniden keşfetmek isteyen kimse bu üçlemeyi kaçırmasın. Son kitabın muhteşem bir kurgusu var. Kitap, çağdaş edebiyatın en mükemmel sonlarından birine doğru ilerledikçe kitap hiç bitmesin istedim.”
-Alan Cheuse, Chicago Tribune
“Kalbinizi durduracak sahnelerde polisiye edebiyatın en unutulmaz karakterleriyle tanışmaya hazırlanın. Bu kitap Larsson’un ismini edebiyatın en orijinal ve tutkulu seslerinden biri olarak tarihe kazıyor.”
-Ellen Shapiro, People
“Millennium serisi dünya çapında benzersiz bir yayıncılık mucizesi.”
-Kate Mosse
“Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak; bu kitabı da gecenin ilerleyen saatlerine dek okuyacaksınız. … İsveçli bir bilgisayar manyağının bizi soluksuz bırakabileceğini kim düşünebilirdi ki?”
-Daily Express
“Olağanüstü… Okuyucular kitabı okurken yerlerinden bile kıpırdayamayacak. ”
–Sunday Times
Bunlar kitabın arka kapağında yazanlar . Günlerdir uykusuz kalmama sebep muhteşem millennium üçlemesinin üçüncü kitabı.
Lisbeth ilk iki kitap kadar ön plana çıkmıyorsa da adı geçen bölümler kafanızda şimşekler çaktırıyor ve yine onun kırık tebessümü ile okurken buluyorsunuz kendinizi.
Erika bu kitapta favorim oldu :)
Okuyun kendinizi alamayacaksınız.
17 Şubat 2011 Perşembe
Ayşe KULİN - Hayat ve Hüzün
Hayat ve Hüzün’de yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941’den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım. 1983’ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever’e rahmetle selam olsun, “Ben Ayşe Kulin Nasılım?”a yanıtımdır.
Veda ve Umut’ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye’nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün’de kendi anılarını ve o anıların geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin’den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.
Geçen hafta kendi hayatımın karmaşası içinde okuduğum iki kitap, Hayat ve Hüzün.
Son bölümde ise Ayşe Kulin’in yaşamından fotoğraflar var.
Veda ve Umut'u da zevkle ve olayların , insanların içine dalarak okumuştum .Hayat ve Hüzün de aynı şekilde okudukça sizi sarıyor , her iki kitabı da elinizden bırakamıyorsunuz.Yazarla birlikte seviniyor, onunla hüzünleniyor, heyecan doluyorsunuz.Yaşıyorsunuz kısaca..
Yaşananlar trajik, aile kavramı derinlemesine işlenmiş, Muhittin bey gibi bir babam olsun diyeceğiniz bir anlatım ..Hoş ben şanslıydım rahmetli babam da Ayşe Kulin'in babası gibi anlayışlı, kararlarımıza saygı duyan, iyi bir insandı.
Kendi hayat karmaşamda sanki dertleştiğim bir arkadaştı bu kitaplar ..Kesinlikle okuyun derim.
Veda ve Umut’ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı’nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye’nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün’de kendi anılarını ve o anıların geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin’den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.
Geçen hafta kendi hayatımın karmaşası içinde okuduğum iki kitap, Hayat ve Hüzün.
Son bölümde ise Ayşe Kulin’in yaşamından fotoğraflar var.
Veda ve Umut'u da zevkle ve olayların , insanların içine dalarak okumuştum .Hayat ve Hüzün de aynı şekilde okudukça sizi sarıyor , her iki kitabı da elinizden bırakamıyorsunuz.Yazarla birlikte seviniyor, onunla hüzünleniyor, heyecan doluyorsunuz.Yaşıyorsunuz kısaca..
Yaşananlar trajik, aile kavramı derinlemesine işlenmiş, Muhittin bey gibi bir babam olsun diyeceğiniz bir anlatım ..Hoş ben şanslıydım rahmetli babam da Ayşe Kulin'in babası gibi anlayışlı, kararlarımıza saygı duyan, iyi bir insandı.
Kendi hayat karmaşamda sanki dertleştiğim bir arkadaştı bu kitaplar ..Kesinlikle okuyun derim.
16 Şubat 2011 Çarşamba
18 Ocak 2011 Salı
Ayfer TUNÇ ve Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Karadeniz'de bir ruh sağlığı hastanesinde karakterlerden doğan karakterler , içiçe geçmiş yaşamlar, her karakterin hikayesinin sonunda bir tebessüme dönüşen kelimeler..
Kitabı hep tebessüm ederek okudum , elimden bırakamadım.
Konu ruh sağlığı hastanesinde geçince hastalar da hafifinden ağırına psikolojik bozukluklara sahip insanlar topluluğu oluyor.Ancak onları çevreleyen ve bu hastane ile bağı bulunan insanlar acaba zannedildiği kadar akıllılar mı ?
Ki olmadıklarını da görüyoruz zaten.Kitabın sonu daha trajik, ama bitiş durumu harika.
Yazarın sözleriyle noktalıyorum bu yazımı da ;
"Romanın finali bir tür kıyamet tablosudur, doğru, ama gözden kaçırılmaması gereken şey, bu kıyamet tablosuna yol açan unsurların temelinde akıldan uzağa düşmenin yattığını görmektir. Binanın denize bakan tarafında tek bir pencere bulunmamasından başlayarak, iyi niyetle ama yanlış atılmış adımlar bu kıyamet tablosuna götürür bizi. Kıyamet öngörüsüne rağmen umut vardır ama bir kere anlatıcı kıyamet tablosuna ilişkin somut bir rakam verir. Bu rakam, tümden bir yok oluş yaşanmadığını vurgular. İkincisi bu kıyamet tablosunun bir mitolojiye gönderme yapmasıdır: küllerinden doğan Anka. Bu, sonsuz umuttur, her şeye rağmen yeniden doğuşun habercisidir. Öte yandan romanın ana karakterlerinden biri olan Barış Bakış’ın söylemekle kalmayıp defterine yazdığı son söz romanın en acı ironisidir."
Karıcığım.. delirmiş bunlar der Barış Bakış...
Kitabı hep tebessüm ederek okudum , elimden bırakamadım.
Konu ruh sağlığı hastanesinde geçince hastalar da hafifinden ağırına psikolojik bozukluklara sahip insanlar topluluğu oluyor.Ancak onları çevreleyen ve bu hastane ile bağı bulunan insanlar acaba zannedildiği kadar akıllılar mı ?
Ki olmadıklarını da görüyoruz zaten.Kitabın sonu daha trajik, ama bitiş durumu harika.
Yazarın sözleriyle noktalıyorum bu yazımı da ;
"Romanın finali bir tür kıyamet tablosudur, doğru, ama gözden kaçırılmaması gereken şey, bu kıyamet tablosuna yol açan unsurların temelinde akıldan uzağa düşmenin yattığını görmektir. Binanın denize bakan tarafında tek bir pencere bulunmamasından başlayarak, iyi niyetle ama yanlış atılmış adımlar bu kıyamet tablosuna götürür bizi. Kıyamet öngörüsüne rağmen umut vardır ama bir kere anlatıcı kıyamet tablosuna ilişkin somut bir rakam verir. Bu rakam, tümden bir yok oluş yaşanmadığını vurgular. İkincisi bu kıyamet tablosunun bir mitolojiye gönderme yapmasıdır: küllerinden doğan Anka. Bu, sonsuz umuttur, her şeye rağmen yeniden doğuşun habercisidir. Öte yandan romanın ana karakterlerinden biri olan Barış Bakış’ın söylemekle kalmayıp defterine yazdığı son söz romanın en acı ironisidir."
Karıcığım.. delirmiş bunlar der Barış Bakış...
10 Ocak 2011 Pazartesi
ÖLÜM
Soğuk eli değdi yine tenlere . Acımasız ,apansız.Titretirken kalpleri yaraların sızısı duyuldu tenlerde.Ölüm yine zamansız...
Zaman kavramı yok ki onun . Kapılar sımsıkı kapalıyken gelir alır en sevileni.Teselli edecek kelimeler yetersiz , dağarcık sınırlı ,sabır diyoruz ancak sabır... Yakınlarına sabır ve ölene rahmet.
Ölüm gelince , yaşananlar değerli oluveriyor , küf kokulu sandıkların kapakları açılıyor binbir gıcırtıyla.Fısıltılar geliyor önce , çocuk bağırtıları sonra...En çok da kendi sesini duyunca irkilir insan bir de kaybettiğinin .
Geçmiş film şeridi gibi akıp kayarken hafızalardan el ele çıkarsın o sandıktan ,kapağı kapandığı anda geriye gözyaşların kalır , ıslak , soğuk.
Bu yazıyı yazdıran, çok sevdiğim bir arkadaşımın anneannesinin kaybını öğrendiğim akşamın sabahı hissettiklerimdir.
Seda ‘m anneannemize rahmet sizler de sabırlar diliyorum.
Dilerim ; sandıklarınızda bolca fısıltı bolca muhabbet olsun...
Zaman kavramı yok ki onun . Kapılar sımsıkı kapalıyken gelir alır en sevileni.Teselli edecek kelimeler yetersiz , dağarcık sınırlı ,sabır diyoruz ancak sabır... Yakınlarına sabır ve ölene rahmet.
Ölüm gelince , yaşananlar değerli oluveriyor , küf kokulu sandıkların kapakları açılıyor binbir gıcırtıyla.Fısıltılar geliyor önce , çocuk bağırtıları sonra...En çok da kendi sesini duyunca irkilir insan bir de kaybettiğinin .
Geçmiş film şeridi gibi akıp kayarken hafızalardan el ele çıkarsın o sandıktan ,kapağı kapandığı anda geriye gözyaşların kalır , ıslak , soğuk.
Bu yazıyı yazdıran, çok sevdiğim bir arkadaşımın anneannesinin kaybını öğrendiğim akşamın sabahı hissettiklerimdir.
Seda ‘m anneannemize rahmet sizler de sabırlar diliyorum.
Dilerim ; sandıklarınızda bolca fısıltı bolca muhabbet olsun...
17 Aralık 2010 Cuma
İPEK ÇALIŞLAR- HALİDE EDİB
İpek Çalışlar , Latife Hanım 'ı yazdığında zevkle okumuştum.Fikriye ve Latife kitabının ardından farklı bir bakıştı .Latife Hanım'ı sevdiren, tanımamızı sağlayan İpek Çalışlar , bu kez Halide Edib ile açtı yazı dünyasını bizlere.Kitap, roman tadında bir yaşamöyküsü .
Halide Edib öncelikle bir kadın hakları savunucusu, eşitlik mücadelesi veriyor yaşamın her dalında.Çok eşliliğe karşı, çok severek evlendiği kocası ikinci kez evlendiğinde boşanıyor.Ki o zaman boşanmak oldukça zor.
Eğer bu mizaçta bir erkek olsaydı Türkiye şartlarında önü çok daha açık olurdu bu kesin.Ama o yılmadı, mücadelesini romanları ile yaptı.Yeri geldi, savaştı cephede omuz omuza , yeri geldi siyaset yaptı.Ermeni techiri sırasında buna ses çıkartan isimlerden oldu.Yürekliydi, akıllıydı.
İkinci eşi Adnan Adıvar bey ile Mustafa Kemal'in yanında memleket için çalıştı.Ters düştükleri de oldu.Kitapta buna da geniş yer verilmiş.
Romanları hayatından kesitlerdi sanki. Halide Edib 'in eserlerini okumak istiyorum , çoğunu okumamış olmak yeterince üzücü..Ve okul sıralarında bu yazarımızın bize yeterince tanıtılmaması , onu anlayamamak da üzüyor insanı.. Ama hiçbirşey için geç kalmış değiliz.
Kitabı bitirdikten sonra hataları ile doğru kararları ile, mücadeleci yönü ile önemli bir kişilik olan Halide Edib ', bu yolla da olsa tanımak , anlamak güzeldi.
10 Aralık 2010 Cuma
İRem'in doğumgünü kutlamaları, hastalık v.s..
Kızım 8 yaşını doldurdu dün, cumartesi günü arkadaşları ile kutlama yapacaklar .
Balkızım iyi ki doğdun , iyi ki varsın her sabaha seninle uyanmak , her nefeste sana tutunmak istiyorum . Bana yüklenen sıfatlardan en güzeli, annelik olmalı , anneyim ben , anneyim demek mutluluk veriyor.
Mutluluğumun kaynağı prensesim nice güzel yaşlara birlikte elele yürüyelim.
Bu özel gün için cumartesi günü sınıf arkadaşları ile bir kutlama , akşama evde aile büyükleri ile de bir kutlama yapacağız.
Hazırlıklar yapılıyor ama ben hastalandım olacak iş mi şimdi bu ? derken , anneliğin verdiği güçle dağları delerim diyorum ama sadece içsesimle, parmağımı oynatamıyorum o ayrı.
Dün akşam İRem'i kutlamak için arayanlara sonsuz teşekkürler ..
Uyku arası Türkan adlı dizimi izledim bitiremedim ilk kez, bu kadar geç yayınlanması mı gerekiyor ? çalışanları düşünen yok tabii..
Vedat Türkali 'nin ilk romanı olan " Bir Gün Tek Başına "' yı okuyorum.O kadar tutkulu ki, yalnızlık da , aşk da , nefret de , devrimcilik de .. çok zevk alıyorum bitecek diye de korkuyorum .
Bugün cuma , yarın kutlama , pazar da dinlerim birşeyciğim kalmaz , hele de İzmir'e kar yağarsa tadından yenmez .
Balkızım iyi ki doğdun , iyi ki varsın her sabaha seninle uyanmak , her nefeste sana tutunmak istiyorum . Bana yüklenen sıfatlardan en güzeli, annelik olmalı , anneyim ben , anneyim demek mutluluk veriyor.
Mutluluğumun kaynağı prensesim nice güzel yaşlara birlikte elele yürüyelim.
Bu özel gün için cumartesi günü sınıf arkadaşları ile bir kutlama , akşama evde aile büyükleri ile de bir kutlama yapacağız.
Hazırlıklar yapılıyor ama ben hastalandım olacak iş mi şimdi bu ? derken , anneliğin verdiği güçle dağları delerim diyorum ama sadece içsesimle, parmağımı oynatamıyorum o ayrı.
Dün akşam İRem'i kutlamak için arayanlara sonsuz teşekkürler ..
Uyku arası Türkan adlı dizimi izledim bitiremedim ilk kez, bu kadar geç yayınlanması mı gerekiyor ? çalışanları düşünen yok tabii..
Vedat Türkali 'nin ilk romanı olan " Bir Gün Tek Başına "' yı okuyorum.O kadar tutkulu ki, yalnızlık da , aşk da , nefret de , devrimcilik de .. çok zevk alıyorum bitecek diye de korkuyorum .
Bugün cuma , yarın kutlama , pazar da dinlerim birşeyciğim kalmaz , hele de İzmir'e kar yağarsa tadından yenmez .
24 Kasım 2010 Çarşamba
Öğretmenler Günü
Günün önemi büyük.Öncelikle başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün, rahmetli babacığımın ve emekli öğretmen anneciğimin öğretmenler gününü kutluyor onları sevgi ile anıyorum.
Eğitim öğretim dalında bu mesleği yapan tüm öğretmenlere iyi ki varsınız emeğinize sağlık diyorum.
Eğitim öğretim dalında bu mesleği yapan tüm öğretmenlere iyi ki varsınız emeğinize sağlık diyorum.
Spartacus Efsanesi Üzerine
Bu sezon başlayan dizilerden biriydi benim için Spartacus.Bir paylaşım sitesinde yeni sezon fragmanını paylaştım bu paylaşıma iki arkadaşımın yorumları oldu.Spartacus’ün gerçek tarihi kişiliği ile ilgili, hayatının sona eriş biçimi.Her iki yorumu da okudum , yazacak birşeyim yoktu çünki bilgim yoktu.Benim için Spartacus Kirk Dauglas ile çocukluğumda başlayan ve ilginç fragmanları ile günümüze dönen bir filmden ibaretti.
Arkadaşlarıma bunu araştıracağımı yazdım ve bu sabah ilk işim nette biraz araştırma yapmak oldu.
Spartacus , Trakya’da özgür bir insan olarak dünyaya gelmiş, gençliğini burada geçirmiş ve savaşçı olarak Roma’ya hizmet etmişti. Köleliğe geçişi ile ilgili birkaç iddia var hepsi birbirine yakın yorumlar.Sonuçta Capua ‘da gladyatör olarak yetiştirildi.Kötü koşullarda köleydi.Bu sıkı denetim altında özgürlükçü düşünceleri ve ayaklanması da kaçınılmazdı. Ayaklanma M.Ö 73 ‘te gerçekleşti , sayıları gittikçe arttı ve Roma ordusunu bozguna uğrattılar.Spartacus ve yandaşlarının giderek çoğalması Roma yönetimini yeni bir önlem almaya yöneltti.Daha büyük ve çevreden desteklenmiş bir ordu ile asileri bozguna uğrattılar ve sağ kalanları çarmıha gerdiler. Spartacus’un ölümü ile ilgili çarmıha gerildiği söylense de çoğu kaynak savaş meydanlarında öldüğü yönündedir.
Spartacus ayaklanmasının; insan emeğinin ,özgürlüğünün sömürülmesi üzerine gerçekleşen yanı ,devrimsel gücü tarihe de bu anlamda ışık tutmuştur.
Bu mücadelede, köle olarak yaşamaktansa ölmeği yeğleyenlerin başkaldırısı olarak tarihe geçmiştir.
Arkadaşlarıma bunu araştıracağımı yazdım ve bu sabah ilk işim nette biraz araştırma yapmak oldu.
Spartacus , Trakya’da özgür bir insan olarak dünyaya gelmiş, gençliğini burada geçirmiş ve savaşçı olarak Roma’ya hizmet etmişti. Köleliğe geçişi ile ilgili birkaç iddia var hepsi birbirine yakın yorumlar.Sonuçta Capua ‘da gladyatör olarak yetiştirildi.Kötü koşullarda köleydi.Bu sıkı denetim altında özgürlükçü düşünceleri ve ayaklanması da kaçınılmazdı. Ayaklanma M.Ö 73 ‘te gerçekleşti , sayıları gittikçe arttı ve Roma ordusunu bozguna uğrattılar.Spartacus ve yandaşlarının giderek çoğalması Roma yönetimini yeni bir önlem almaya yöneltti.Daha büyük ve çevreden desteklenmiş bir ordu ile asileri bozguna uğrattılar ve sağ kalanları çarmıha gerdiler. Spartacus’un ölümü ile ilgili çarmıha gerildiği söylense de çoğu kaynak savaş meydanlarında öldüğü yönündedir.
Spartacus ayaklanmasının; insan emeğinin ,özgürlüğünün sömürülmesi üzerine gerçekleşen yanı ,devrimsel gücü tarihe de bu anlamda ışık tutmuştur.
Bu mücadelede, köle olarak yaşamaktansa ölmeği yeğleyenlerin başkaldırısı olarak tarihe geçmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

