2 Mayıs 2012 Çarşamba

ÇOK YÖNLÜ BLOGGER ÖDÜLÜ





Versatile Blogger Ödülü. Çok Yönlü Blogger Ödülü imiş, deeptone vermiş , kendisine çok teşekkürler :)

Ödülün kuralları:

1. Siz de 11 arkadaşınıza vereceksiniz bu ödülü.

Zor kısmı da bu olsa gerek :)
Sevgili,
Gülşah,Maya,Esin,Iremce,Eren,Düş Kızı,Biricit,hypo,flzpink,Mustafa Keskin,annemahsustan
ödüllendirildiniz..



2. Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermeniz gerekiyor.

Hem ziyaret de olur :)

3. Kendimizle ilgili 7 gerçek paylaşıyoruz.
işte gerçekler :)

-Kızıma  bağımlıyım.
-Okumaktan hiç sıkılmam.
-Kuş ve tavuk  cinslerinde çok korkarım.
-Sanal aleme de bağımlıyım .
-Yemek yemeyi çok severim , kilo almayı sevmem.
-Komik ve eğlenceliyimdir ama bazen şakadan anlamam ..
-Hüznü severim.



4. Size ödül veren kişiye teşekkür edin.

deeptone  ödül için içten teşekkürler :)

5. Versatile Blogger Ödül fotosunu blogunuza ekliyorsunuz.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Ahmet ÜMİT - Sultanı Öldürmek



Kitap Tanıtımı :


"Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?"

Ahmet Ümit'in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi...

Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin'in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü... Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri "Ulu Hakan"ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı? "...Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye'yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu'nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed'in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han'ın cansız bedeni..." Ahmet Ümit, kusursuz bir kurguyla ele aldığı bu cinayet-aşk-tarih örgüsünde edebiyat okurlarının gözündeki ayrıcalıklı yerini bir kez daha sağlamlaştırıyor.


Tanıtımını gördüğüm, yayın tarihini öğrendiğim andan itibaren heyecanlanmış bir an önce okumalıyım demiştim.Kitap Fuarından coşku ile aldım ve hemen okumaya başladım.Bazı kitapların arka kapaklarını okumamak gerektiğine olan inancım bu kitapta da pekişti.Okuduklarımdan  "baba katilliği" ile ilgili olayın Fatih Sultan Mehmet'in ölümü ile ilgili olduğu kanısı yerleşiyor ki açıkça yazıyor bunu.Ancak kitabın ilerleyen sayfalarında hatta sonuç kısmına kadar herkes II.Murad'ın yani Fatih'in babasının öldürülmesine odaklanıyor.Kurgu müthiş ! ama arka kapağı okuyan okurlar için bazı şeyler sürpriz olmaktan çıkıyor.
Polisiye, psikoloji,tarih harmanlanmış bu kitapta.İlk başladığımda Ahmet Ümit gerçekten çok iyi yazmış edebi bir tatlılık var cümlelerinde ,tasvirlerinde demiştim yakınımdakilere.. Tüm kitap için bu geçerli, yalnız  bir ara  tarih gezisi yapıldığı kısımlarda sıkıldım, yani bir ilerleme olmadı..Final de güzeldi,  hep  ummadığımız bir olay vardır ya cinayetlerin ardında tam da böyle olmuş.Nevzat Komserim Ali ve Zeynep de  bizlere konuk oluyorlar , keşke daha çok  katılımları olabilseydi, bir eleştirim de  yıllarca  eski sevgilisini saplantılı şekilde seven ve bekleyen birinin yaşadığı yas daha farklı olmalıydı diyorum .

Sonuç olarak ; iyi ki okumuşum , pişman olmadım, Ahmet Ümit'in diğer okumadığım kitaplarını da okumak istiyorum hemen :) İstanbul Hatırası, Ninetta'nın Bileziği ve Bab-ı Esrar 'ı okumuş çok beğenmiştim yine ;)


25 Nisan 2012 Çarşamba

Jose SARAMAGO - Görmek





Arka Kapak


Adı belirsiz bir ülkenin başkentinde seçim günü bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlayınca kimse oy atmaya gitmez. Öğleden sonra yağmur durunca, saat tam dörtte, seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83'ünün boş olduğu ortaya çıkar. Bunun bozguncu bir grubun, dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet olağanüstü hal ilan eder. Yıllar önce kenti saran "körlük salgını"ndan kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. "Beyaz veba"nın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır, bir polis komiseri "suçlular"ı bulmakla görevlendirilir.

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago'nun Körlük'ten sonra kaleme aldığı Görmek, demokrasinin kırılganlığı ve hükümetlerce saptırılması üstüne şaşırtıcı bir taşlama. Günümüz edebiyatının üslup ustasından derin bir çağ eleştirisi.

Körlük kitabını bitirir bitirmez Görmek adlı kitabı okumak istedim.Onun kurgusu da hayli ilginç..İlki kadar akıcı bulmasam da toplum ve yönetenlere çok büyük göndermeler var, keyifli okumalar dilerim.

Jose SARAMAGO- Körlük



Arka Kapak

'Körlük', 1998 yılı 'Nobel Edebiyat Ödülü' sahibi Portekizli yazar Jose Saramago'nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap. Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşiyor. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlâki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır. Portekiz'in yaşayan en önemli yazarı olan Jose Saramago, bu çarpıcı romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır. Çağdaş dünya edebiyatının bu ünlü adının öteki yapıtlarını da yakında Can Yayınları arasında bulacaksınız.

Kitabı okuyalı epey zaman geçti , ama hatırlatmak ve okumayanları bilgilendirmek amaçlı paylaşmak istedim.Kitabın arka kapak anlatımı oldukça açıklayıcı.İnsani değerlerin nasıl olup yitirildiği , olağanüstü bir durumda yaşamak ,hayatta kalmak savaşı gözler önüne seriliyor.Devletin insanları korumak adına , salgına yakalananlara yaptıkları ve sonucunda çıkan isyanlar, kargaşa ,tecavüz vakaları.. Açlık ve hissizlik ..
Yine Körlük adında çekilmiş bir filmi de bulunuyor.


24 Nisan 2012 Salı

17 Nisan 2012 Salı

J.D SALINGER -Çavdar Tarlasında Çocuklar


J.D SALINGER 

Çavdar Tarlasında Çocuklar
"Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." Çavdar Tarlasında Çocuklar", Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın. 993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963'ten buyana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor." 

Kitaba başladığımda giriş kısmını çekici bulmadım ve okumanın zor olacağını düşündüm.Neydi öyle sürekli " filan " kelimesi kullanılıyordu konudan konuya geçiyordu . Filan :) Ama sonrasında elimden bırakamadım.Bu geçişler , filan 'lar abartılar hoşuma gitmeye başladı.Yaşlı birini anlatırken herhalde binbeşyüz yaşındaydı, zamanı değerliyken milyon yıl bekledim  demesi çocukça ve eğlenceliydi.
Holden  ergenlik çağında okuduğu okuldan atılmış  büyüklerin sahtekar dünyasına uyum sağlamayı reddeden , hayat oyununu kurallarına göre oynamayan bir ayrık otu.Psikiyatri kliniğine yatıp tedavi olması sürecinde o ne yapıyor ? İnsanlardan uzaklaşıp tenha bir kulübede yaşamak istiyor.Paraya , şan şöhrete,fiyakaya ,aşırılıklara,sahteciliğe, çocuklara yapılan haksızlıklara tahammülü yok .
Zaten değer vermediğini lanet para, lanet film v.b ifadelerle yansıtıyor bizlere.
Kardeşinin ölümü hayatında büyük yer tutuyor,kızkardeşi  Phoebe onun için çok değerli..Onunla bir konuşmasında ; 

"Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, oonları yakalıyorum.. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim."

diyor Holden. Küçüklerin dünyasında büyük düşünen bir yalnız adam .
Haksızlığı sevmiyor, küçük düşürücü hareketlere tahammülü yok, kardeşinin okulunda duvarlara yazılan " seni...." yazısı onu oldukça rahatsız ediyor mesela.. 
Eve dönmek istemediği bir akşam genç bir öğretmenine gidiyor.Tacize uğruyor oradan ayrılıyor.İçiniz acıyor onu okurken, sonra imkanı olduğu  halde ilk kez ilişkide bulunacağı  kızın tipine , haline gıcık oluyor ve onu kibarca  geri çeviriyor.
Ağabeyi Hollywood'da film senaryoları yazıyor.Holden onu anlayamıyor , bu kadar iyi yazıyorken o sektörde olmasına kızıyor.Holden kendisi de iyi bir okur ve tek geçtiği ders İngilizce .

Şakalaşmayı seviyor, yeni tanıştığı insanlara  yalan yanlış kurgularda  geliştiği gibi anlatıyor kendisini bundan zevk alıyor.
Kendisinden başka kimseye zarar vermiyor ama geleceği ile ilgili büyükleri de pek dinlemiyor.

Sonuca gelirsek ; kesinlikle okunmalı bu kitap.Konusu,  yazarın muhteşem anlatımı ve yarattığı kahramanları ile okuma ziyafeti için  okunmalı.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Masumiyet Müzesi Kapılarını Açıyor

Masumiyet Müzesi  çıkmış dediler.Orhan Pamuk'un beklenen kitabı, hemen aldım , hızla okudum , çok sevdim.Füsun'la Kemal'in aşklarına tanık oldum diğer okurlarla birlikte.Bu aşkın diğer tanığı yazarın topladığı bu müzede yer alacak eşyalardı.Kitapta bir müze biletimiz hazırdı.
Ve şimdi müze açılıyor , umarım bir gün yolum düşer ve ziyaret edebilirim.



Müze, tarihte bir romandan esinlenerek hayata geçirilen ilk müze olma özelliğini taşıyor.
Orhan Pamuk “Masumiyet Müzesi” isimli romanında, Kemal’in sevgilisi Füsun’un eşyalarını nasıl topladığını ve onları müzeye hangi mantıkla yerleştirdiğini anlatıyor. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’daki gündelik hayatı temsil eden bu eşyalar, müzede özenle düzenlenen kutular ve vitrinlerde sergileniyor. On beş yıl boyunca romanı ve müzeyi birlikte düşündüğünü belirten Orhan Pamuk, ziyaretçilerin romanı okumamış olsalar bile müzeden zevk alacaklarını ve müzenin kendi başına bir hikâye anlattığını söylüyor.
“Masumiyet Müzesi” Çukurcuma Caddesi üzerinde 1897 yapımı tarihi bir binada yer alıyor. Ahşap merdivenlerle birbirine bağlanan üç katı vitrinler ve yerleştirmelerle donatılan müze, ziyaretçilerini 1950-2000 yılları arasına dair İstanbul hayatının pek çok unutulmuş ayrıntısıyla buluşturacak. Romanın seksen üç bölümünü temsil eden seksen üç kutuda sergilenen sinema biletlerinden kibritlere, likör şişelerinden kapı kulplarına, minik biblolardan fotoğraflara uzanan, binlerce eşyadan oluşan bir koleksiyonun yanısıra müzede eski İstanbul filmlerinden yaratılan bir seçki de sunuluyor.
Kemal ile Füsun’un aşk hikâyesinin “görselleştiği” mekân
Masumiyet Müzesi’nde çatıya kadar yükselen merdiven boşluğundan aşağıya süzülen ışık, romanın başkahramanları Kemal ile Füsun’un aşk hikâyesi ve bu aşka tanıklık eden eşya ve mekânları aydınlatarak, müze ziyaretçilerine romanı elle tutulur, gözle görülür hale getiriyor.
Müzede ziyaretçileri, romanın kahramanı Füsun’un içtiği 4.213 sigaranın etkileyici yerleştirmesi karşılıyor. Her çıkılan kat ziyaretçileri romanın ve o dönemin yaşamının içine alıyor. Çatı katında ise romandaki gibi, Kemal’in hayatının son yıllarını geçirdiği oda, romanın el yazma müsvettesi, Pamuk’un müze için yaptığı çizim ve tasarılar bulunuyor.
Başından beri, müzenin gelişiminin her aşamasına katılan Orhan Pamuk, müzenin ilk eşyalarını, daha romanı yazmaya başlamadan önce toplamaya başladığını, romanı bu eşyalara bakarak yazdığını belirtiyor.
Roman tamamlandığında Pamuk’un evini ve yazıhanesini dolduran binlerce eşyaya, müzenin yapımı sırasında dört yıl boyunca başka pek çok eşya ve sanat eseri, video filmler, fotoğraflar ve İstanbul’un geçmişini hatırlatan ses yerleştirmeleri de eklendi.  Pamuk, “Masumiyet Müzesi” çalışmalarını Türk mimarlar İhsan Bilgin, Cem Yücel ve Alman mimar Gregor Sunder Plassmann ile gerçekleştirdi.
Müzeyi ziyaret etmek isteyenler için:
“Masumiyet Müzesi” 28 Nisan Cumartesi gününden itibaren Salı - Pazar saat 10.00 – 18.00 saatleri arasında, Cuma günleri ise saat 20.00’ye kadar ziyarete açık olacak. Ziyaret saatleri içerisinde müzeye gelen konuklar ilgi çekici ürünlerin yer aldığı müze dükkânından kitaplar, müzedeki sanat eserlerini gösteren posterler, kartpostallar ve müze için özel olarak üretilen hediyelik eşyaları edinebilecekler.
Adres:
Firuzağa Mahallesi, Çukurcuma Caddesi No: 24
34425 Çukurcuma/ İstanbul
Telefon: Müze (Santral): 0212 252 9738
Deniz Aral (Müze Müdürü): 0532 571 7857
Ayrıntılı bilgi için Nagihan Akdaş - Grup 7 İletişim
0212 292 1313 - 0535 411 84 87
Alıntıdır. Milliyet.com.tr'den.

14 Nisan 2012 Cumartesi

İzmir Kitap Fuarı

İzmir Kitap fuarındaydık . Ben sabahtan İrem'i kursa bırakıp fuara geçtim.Eşim ve kızım daha sonra bana katıldılar.Çok güzel bir gündü.Kitap kokusu, kitap dolu muhabbetler harikaydı.
Sevgili  Doğan Hızlan bir standı ziyarette iken beni kırmadı.Hoşgeldiniz dedim, tanıştık ,ölümsüzleştirdik bir fotoğraf ile bu anı..
Umarım bana da el geçmiştir onun kadar iyi bir okur olabilirim :)
Bolca kitapla döndüm eve.
Günün özeti resimlerde ;)
Yağmur bana eşlik etti

girişteyiz

fuarın ilk dakikaları herşey hazır


İrem 'le geziyoruz


Sevgili Doğan Hızlan beni kırmadı


bugünün güzelliği




kitaplarım ve ben


resimde gizlenen kim ?

güzel kızımın kitapları

12 Nisan 2012 Perşembe

yeni bir MİM

Sevgili  Eren  MiM'lemiş , çok da zevkli bir mim oldu benim için :) teşekkürler :) işte sorular ve cevapları:
1.Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Zahmetli bir yemek olurdum kesin.Yaprak sarması ..Yapması uzun sürer ama yemesi bir an'dır.Benimle yeni tanışanlar söyler, seni uzaktan soğuk bilirdik, ama tanıyınca hemen ısınırlar.


2. Müzik aleti olsam ne olurdum?
Kanun olurdum ben :) tüm aletler ara verir taksim geçmemi bekler herkes de beni dinlerdi , nedense  özel olma hissi çıktı bunun da altından :)


3. Araba olsam hangisi olurdum?
böyle birşey olurdum ..


4.Aylardan hangisi olurdum?
Mayıs ayında doğmuşum , güller yeni açıyormuş ,ben de ismimi veren mayıs ayı olurdum.


5.Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
benden rahat anne ayakkabısı olur :)


6.Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Gece mavisi bir elbise ,savrulur giderim böyle :)




7.Renk olsam hangisi olurdum?
illa ki MAVİ 


8.Hayvan olsam hangisi olurdum?
Böyle anaç bir geyik olur süzülürdüm :)


9. Şu anda okuduğum kitabın 137. sayfasında ne var?
Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitabı okuyorum .137.sayfasında Holden ve Luce diyalogları var ,son paragrafta :"Bu entellektüel heriflerin derdi de bu zaten .Eğer canları istemiyorsa ,ciddi olarak hiçbirşey tartışmak istemezler." diyor.Luce kim bilmiyorum henüz o kısma gelmedim ama kitabı çok sevdim :)




evet hepsi bu kadar ben çok eğlendim teşekkürler Eren :)


şimdi mimleyeceğim arkadaşları yazıyorum , cevaplamaktan hoşlanıyorlarsa elbet ; 


Kitap Cumhuriyetim
Deeptone
Esin'cim
Uçamayan Cadı
ve Gülşah


mimlendiniz :) 

11 Nisan 2012 Çarşamba

Kitaplaşalım mı Etkinliği Duyuru

Sevgili kitapseverler bir duyurumuz var.Kitaplaşalım mı Etkinliğinin 2.si 'ni sevgili Maya gerçekleştiriyor.
Ben katıldım bile :)