28 Aralık 2012 Cuma

yılın son MİM'i :)

kitaplarındunyası  sevgili Şevval mimlemiş beni :)

1. Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?
Duygusal bir yapım var , mantığımla hareket eder, duygusallığı elden bırakmam :)

2.İnsanlar niye mutlu değiller? Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?

Bu konu biraz olgunlaşma ile de ilgili sanırım.Yaş ilerledikçe hayatı tanıyorsun,beklentilerini düşük tutuyorsun ve mutlu olmanın yollarını buluyorsun..Soruya gelince, insanlar  hayattan çok şey bekliyor mücadele etmiyorlar..

3.Çok para harcayıp keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı?

son zamanlarda olmadı böyle bir durum..

4.Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet mi dersin ?

HAksızlığa asla tahammülüm yok ! maalesef hırçınlaşırım bu konuda..

5.Tok gözlü müsün yoksa herşeyim olsun diyenlerden misin?

her şeye sahip olmayı kim istemez ?

teşekkürler Şevvalcim..

25 Aralık 2012 Salı

Füruzan-Gecenin Öteki Yüzü



Arka Kapak

Füruzan'ın bu kitaptaki öyküleri, onu "çağdaş bir klasik" yapan örneklerden. Bir roman potansiyelini barındıran ve kitapla aynı adı taşıyan "Gecenin Öteki Yüzü", kare kare ayrıntılarıyla okuyucuyu atmosferine çekiyor. "Kanı Unutma", "Çocuk" ve "Sokaklarından Gemilerin Geçtiği Bir Kent" adlı diğer öyküler, kitabın Füruzan'a özgü canlı ve derin atmosferinin tamamlayıcıları.
"Gecenin Öteki Yüzü", Füruzan'ın öykücü kimliğinin köşe taşlarından.

Füruzan'ın okuduğum ikinci kitabı bu.Parasız Yatılı ile tanıştım Füruzan ile.İyi ki tanımışım , bana öyküyü sevdiren kadın ! Füruzan..

Gecenin Öteki Yüzü , 4 hikayeden oluşuyor.
Kanı Unutma,
Çocuk,
Sokaklarından Gemilerin Geçtiği Bir Kent,
ve Gecenin Öteki Yüzü..
her biri birbirinden güzel ve değerli..
Hikayelerde bir tad var, buruk da olsa sevilen , elinle dokunabileceğin kadar yakın karakterler, yüreklerine dokunabileceğin kadar kırılgan..

Kesinlikle okunmalı dediklerimden..

14 Aralık 2012 Cuma

Michael PALMER - 25.madde





Arka Kapak

"Sürprizlerle ve entrikalarla dolu… Beyaz Saray'ın ta kendisi!"
Başkan Bill Clinton

Madde 25: Başkanın Görevini Hakkıyla İdame Ettirememesi Durumunda ABD Başkan Yardımcısı, Başkanlık Görevine Getirilir.
Tıbbi gerilim türünün ustası Michael Palmer'dan soluksuz okuyacağınız, yepyeni bir gerilim romanı: 25. Madde
25.Madde'nin geçmişi, Amerika tarihinin en karanlık ve üzücü sayfalarına, 1963 yılında Başkan John F.Kennedy'nin suikastına dayanmaktadır.
Eğer Başkan komadaysa ya da görevlerini yerine getiremeyecek bir pozisyondaysa yapılması gereken şey nedir?


Palmer'ın şimdiye kadarki en orijinal ve en çok ses getirecek romanı 25. Madde, okuyucuları ileri tıp teknolojileri ve devlet politikasıyla iç içe geçmiş karmaşık yollara sürüklüyor. Başkanın hastalığı ve 25. Madde'nin varlığı, Amerika başkanı Andrew Stoddard'ın arkadaşı Dr. Gabe Singleton'ı kuşkulandırmış, başkanın hastalığının doğal sebeplerden kaynaklanıyor olabileceği konusunda derin şüphelere düşürmüştür.
Eğer şüpheleri doğruysa bunun kim, niçin ve en önemlisi nasıl yapmış olabilirdi?
Dr. Singleton, başkanın esrarengiz hastalığının ardındaki sır perdesini aralamak için gizli servis ajanlarından başlayıp, ABD Başkan Yardımcısı'na varana dek herkesi tek tek sorgular. Dr. Gabe Singleton, ABD Başkanı'nın başına gelen bu talihsiz olayın sorumlularını bulmaya kararlıdır. Soluksuz devam eden soruşturmalar ve kaçma kovalamaca, inanılmaz bir sürprizle son bulacaktır.

Her biri uluslararası çok satanlar listesine girmiş on dört adet romanın yazarı olan Palmer, yazarlığı yanı sıra Massachusetts'te ruhsal ve fiziksel hastalıkları, davranış bozukluğu veya kimyasal bağımlığı olan hekimlere yardım amaçlı kurulmuş bir klinikte görev yapmaktadır. Halen Doğu Massachusetts'de yaşamını sürdürmektedir.

Benim yorumuma gelince :

yazarın okuduğum ilk kitabı idi.Macera severlere uygun bir tarzı ve anlatımı var.Zaman zaman kopmalar da yaşadım ama güzel bir kurguya sahipti.

15 Kasım 2012 Perşembe

imza:kızın

imza :kızın 

evet yeni bir kitap tanıtımı ile buradayım , bu kez farklı ve sevindirici yanı kitaba bir yazım ile katkıda bulunmuş olmam :)

Bu projeyi bloglar aracılığı ile öğrenmiş ,  kabuk bağlamayan bir yaramı  kanatmak için kalem kağıda sarılmıştım.

Babamıza mektup yazacaktık, babam sevgili babam , rüyalarımda , hayallerimde ,kalbimde yaşattığım babama karşımda olsaydı söylemek istediklerimi yazdım.
İkinci kez okuyamadım, yazdım , gönderdim.

Şimdi okuma sırası sizde ;)

114  baba ile yüzleşeceğimiz bu kitap bugünden itibaren raflarda.Geliri YEKÜV ' e bağışlanacak.

Ve tabii bu işe gönül koyan , emeklerini esirgemeyen ;
Banu Özkan Tozluyurt , Selgin GB  ve Esra Aylin Akalın  'a  sonsuz teşekkürler.
Kendileri 24 Kasım günü TÜYAP kitap fuarında Yitik Ülke standında olacaklar , orada olmayı ve kendileri ile tanışmayı çok isterdim.Umarım İzmir Kitap Fuarı'na katılımları gerçekleşir :)




Arka Kapak

Kızlarından babalarına mektup var!
Çok özel kızlardan çok özel babalarına...

Babalar ve kızları arasındaki o çok özel, kızların tüm yaşamlarındaki en önemli düğümlerden biri olan ilişkiyi, kızları babalarına mektup yazarak anlattılar. Bir zamanlar babalarının küçük kızları olan üç kadın 'Hadi' dedi ve çeşitli yaşlardan, farklı kesimlerden, ayrı görüşlerden yüz küsur kadın kâğıdı kalemi eline alıp yaşamlarındaki ilk erkeğe, babalarına yazdıkları bir sayfa mektupla onların kendileri için ne kadar önemli olduğunu tüm yalınlığıyla ortaya koydular. Kimi 'Babam keşke hayatta olsaydı' diye iç geçirirken kimi 'Zamanında keşke yan yana dururken daha fazla anlatıp birbirimizi dinleyebilseydik' diyordu. Bu hayata hazırlanırken babası kimine güçlü bir dayanak olmuştu, kimisi içinse babası hatırlanması bile sonsuz acılar veren, en ufak tereddüt duymaksızın küçük kızını terk edip gitmiş bir adamdı.
Bir bakıma hepsi için tek bir gerçek vardı: içlerindeki küçük kız çocuğu salıncakla gökyüzüne doğru yükselip saçları rüzgârla savrulurken arkasında durup onu sallayan adamın güçlü kollarının öne doğru her gidişte kendisini daha yükseğe çıkaracağından emin olmak, salıncaktan inerken bir yeri incinmesin diye elini tuttuğunda onun avucunun sıcaklığını hissetmek istiyorlardı.
Geliri 21.Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı (YEKÜV) kanalıyla, çocukların eğitimi için bağışlanacak olan bu kitap, belki de daha önce ortaya konmamış "nasıl bir kız babası" olunacağının bir kılavuzu niteliğinde.


13 Kasım 2012 Salı

Pascal Mercier - Lizbon'a Gece Treni

Arka Kapak

Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizli'nin, doktor ve yazar Amadeu Prado'nun izini sürmek üzere Lizbon'a doğru trenle yola çıkar. Tesadüfen eline geçen ve Prado'nun, hayat, aşk, yalnızlık, arkadaşlık, ölümlülük ve ölümle ilgili notlarının bulunduğu kitabın etkisinden çıkamayan Gregorius, dilini bilmediği, ilk kez gittiği bu yabancı ülkede ve bu olağanüstü yolculuğu sırasında Prado'nun hayatının değişik evrelerinde yer almış insanlarla bir araya gelip onun farklı söylencelerle dokunmuş hikâyesinin derinlerine iner. Bir yandan da kendi içsel yolculuğunu sürdüren Gregorius, Diktatör Salazar'a karşı savaşmış Amadeu Prado'nun kişiliğinde kendine ve insana ilişkin pek çok sorunun yanıtını ararken, bir başkası olmanın dayanılmaz çekiciliğine de karşı koyamayacaktır. Lizbon'a Gece Treni, sadece Avrupa'dan değil, kendi zihnimizden ve ruhumuzdan da geçen ve dönüşü belli olmayan bir yolculuğun çok sesli, unutulmaz romanı.

Benim yorumum ;

Bu kitabı pek çok blog arkadaşımda görmüştüm.Özellikle Gülşah'ın  kitabı okurken yaptığı paylaşımların cazibesine kapıldım ve  sırada beklemekte olan kitapları bırakıp Lizbon'a Gece Treni'ni okumaya başladım ..

Az önce bittiğinde , iyi ki okumuşum dedim.Çok beğendim.Okuduklarımdan notlar almak pek adetim değildir.Ancak  Prado 'nun yazdıkları arasında öyle cümleler  var ki , unutmasam dediğim..Dolayısıyla  belki de ilk kez bu kadar çok not almışımdır.
ve tabii Gregorius gibi bilmediğim bir şehirde bilmediğim bir dille konuşulduğunu düşünüp,kendimi onun yerine  koyup düşüncelere de daldım.ki bu kitap okumanın en keyifli yanlarındandır ;)

Kitaptan etkilendiğim kısımları da sizlerle paylaşmak istiyorum.;

sf:27-28  Gregorius 'un Prado 'nun kitabında portresini incelediği anlar ,  "ilk tanışma.."

sf:29  Gregorius 'un  telefonu açmadan onu arayanlara yüksek sesle verdiği cevap.." ilk başkaldırı " sizin Mundus'unuz değilim dediği an.

sf:148  Peder 'in Prado'nun vedasından sonraki hisleri " Prado'yu tanımaya başlıyoruz"

sf:189  ... Numarayı çevirirken ,bir kayanın ucundan boşluğa atlarmış gibi hissetmişti kendini....

sf:190-191  Prado'nun kitabından alıntı Ölümün Akıl Karıştıran Gölgeleri .." Jorge ile ilk tanışma ve o ölüm korkusu ile ilgili  müthiş anlatım " 

sf:202  ... Hayat yaşadığımız şey değildir ; hayat yaşadığımızı hayal ettiğimiz şeydir , yazıyordu Prado...

sf:249  Prado ve babasının mektuplaşmalarından alıntılar ve Peder 'in  şu tasviri :  Amedeu bir kitap okuduğunda daha sonra o kitabın harfleri kalmaz.

sf: 287 Prado'nun  annesine yazdığı son paragraf

sf :325 ne demişti Prado ? " Ruh söz konusu olduğunda elimizde pek bir şey yoktur."









8 Kasım 2012 Perşembe



Arka Kapak Yazısı:
"..Sevdiklerimin yüzlerine düşen gölgelerin yarattığı değişik lekelere bakıp, anlamlarını okuyorum gizlice. Neler olacağına dair bir his kaplıyor içimi. Gördüklerimi kimselere anlatmıyorum. Bir ben biliyorum..."

"Saklanan bir çocuk, yıllarca gizlenmiş bir melek, kaybedenlere adres soran bir kayıp, hatırlarını ütüleyen bir ev hanımı, şiirlerini unutmuş bir şair, tüm suretlerini yok etmiş bir kadın, yüzlerdeki gölgeleri okuyan bir adam, falında çıkan kadını bekleyen bir talihsiz, bir rüya koleksiyoncusu, kuyruklu yıldız bekleyen bir genç, içinden tren sesleri geçen bir korkak, adresini şaşırmış bir mektup, evlerinde gönüllü hapis insanlar, dikenli teller, menekşeler, ağaçlara tırmanan hayaletler, unutulmuş çocuklar, karamel kokan bir ada... Bunların öykülerini sahici bir idlle, eskimiş fotoğrafları anımsar gibi anlatıyor Deniz Moralıgil" Aydın Şimşek


Kitap tanıtımının tanıtımı için yazdım bu postu.
Severek takip ettiğim Vladimir'in Derdi isimli blog yazarı arkadaşımızın  kitabıdır.
Paylaşmak istedim..

22 Ekim 2012 Pazartesi

Beşpeşe -M.MUNGAN,F.ULAY,E.ŞAFAK,C.OKER,P.KÜR





Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker ve Pınar Kür, bir araya gelmişler ve bu romanı , her yazar kendinden önce geleni takip ederek yazmışlar.

Tam bir şölen..

Kitabın fikri ve tasarımı Bülent Erkmen'e ait. Kapak tasarımı beni cezbeden yanıydı kitap fuarında.Elim bu kitaba gitti ve bırakamadım.İyi ki de öyle olmuş.Çok sevdim.

Faruk Ulay ve Celil Oker 'i ilk kez okuma şansım oldu bu kitap ve yazarlarla tanıştığıma da çok memnun oldum.

Murathan Mungan bir hikayeyi başlatmış ve yukarıdaki sıra ile de diğer yazarlara devretmiş.Riskli bir çalışma aslında.Kitabın arkasında yazarların duygu ve düşüncelerine yer verilmiş onları okumak daha da keyifliydi.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Ekim Ayı Yazarı , Ayfer TUNÇ ve Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi


Sevgili Dilara , Dilos'un Kayfesi  çok güzel bir etkinlik başlattı.Her ay bir yazarın kitaplarını okuyup yorumluyor ve yazarın tanınmasına katkıda bulunuyoruz.

Ekim ayı yazarı , Ayfer Tunç ..

Ben daha önce okuduğum bir kitabı ile katılacağım.

Dilara 'ya bu güzel fikrinden ötürü de teşekkürler..

Ayrıca etkinliğe katılanların kitap yorumlarının linkine buradan ulaşabilirsiniz.




Karadeniz'de bir ruh sağlığı hastanesinde karakterlerden doğan karakterler , içiçe geçmiş yaşamlar, her karakterin hikayesinin sonunda bir tebessüme dönüşen kelimeler..
Kitabı hep tebessüm ederek okudum , elimden bırakamadım.
Konu ruh sağlığı hastanesinde geçince hastalar da  hafifinden ağırına psikolojik bozukluklara sahip insanlar topluluğu oluyor.Ancak  onları çevreleyen ve bu hastane ile bağı bulunan insanlar acaba zannedildiği kadar akıllılar mı ?
Ki olmadıklarını da görüyoruz zaten.Kitabın sonu daha trajik, ama bitiş durumu harika.

Yazarın sözleriyle noktalıyorum bu yazımı da ;
"Romanın finali bir tür kıyamet tablosudur, doğru, ama gözden kaçırılmaması gereken şey, bu kıyamet tablosuna yol açan unsurların temelinde akıldan uzağa düşmenin yattığını görmektir. Binanın denize bakan tarafında tek bir pencere bulunmamasından başlayarak, iyi niyetle ama yanlış atılmış adımlar bu kıyamet tablosuna götürür bizi. Kıyamet öngörüsüne rağmen umut vardır ama bir kere anlatıcı kıyamet tablosuna ilişkin somut bir rakam verir. Bu rakam, tümden bir yok oluş yaşanmadığını vurgular. İkincisi bu kıyamet tablosunun bir mitolojiye gönderme yapmasıdır: küllerinden doğan Anka. Bu, sonsuz umuttur, her şeye rağmen yeniden doğuşun habercisidir. Öte yandan romanın ana karakterlerinden biri olan Barış Bakış’ın söylemekle kalmayıp defterine yazdığı son söz romanın en acı ironisidir."
Karıcığım.. delirmiş bunlar der Barış Bakış...

11 Ekim 2012 Perşembe

Dilos'un Kayfesi Dilara'dan Yazar Ayları Etkinliği

,

Sevgili Dilara , Dilos'un Kayfesi  çok güzel bir etkinlik başlattı.Haer ay bir yazarın kitaplarını okuyup yorumluyor ve yazarın tanınmasına katkıda bulunuyoruz.

Ekim ayı yazarı , Ayfer Tunç ..

Ben daha önce okuduğum bir kitabı ile katılacağım.

Dilara 'ya bu güzel fikrinden ötürü de teşekkürler..


Ephesus-Kontesce Çekilişi

Ephesus-Kontesce  birlikteliği ile  bu güzel  çekiliş için  buyrun ;)