6 Nisan 2012 Cuma

İzmir Kitap Fuarı



Çok ama çok heyecanlıyım.Önümüzdeki hafta sonları  yoğun geçecek.İzmir Kitap Fuarı gezilecek.
Etkinlik programını  buradan inceleyebilirsiniz. Ben hafta içi  uğrayamayacağım maalesef..
Ama  haftasonları kaçırmam ;)

5 Nisan 2012 Perşembe

Murathan Mungan-Şairin Romanı ve Erdal Öz Edebiyat Ödülü

Bu yıl Erdal Öz Edebiyat Ödülü Murathan Mungan'a verildi.Doğan Hızlan 'ın bu sabah ki yazısı da bu ödülü konu ediyor.
Ödülün gerekçesi : " 30 seneyi aşkın süredir tiyatro,şiir,öykü,roman ve deneme alanlarında gösterdiği yaratıcılık,yenilikçilik ve yetkinliği nedeniylebu yıl ödüle Murathan Mungan değer görülmüştür."
Doğan Hızlan'ın yazısını buradan takip edebilirsiniz.Yazıda dikkatimi çeken yeni kitap tanıtımı oldu.Murathan Mungan'ın son kitabı  , Aşkın Cep Defteri.
Kitaplığımda henüz okuyamadığım kitapları da var ama bu son çıkanı da kısa sürede edinip okumalıyım dedim.


Murathan Mungan'ın son okuduğum kitabı ise Şairin Romanı idi.


ŞAİRİN ROMANI 


Kitaptan ; 


Adı Yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakara'da farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragend'e varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair. Yıllarca evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu. Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı.
Yol boyu içinden geçtikleri yerler, yaşamlar. Surlarında şiir bayrakları dalganan şehirler. Kanatları göğün gizemlerini birbirine bağlayan kuşlar. Sayıların, sözcüklerin, şifrelerin ardında ömür tüketen matematikçiler, dilciler, sözlükçüler, şairler... İnsanların ruhlarını sağaltan rüya terbiyecileri.
Batı'nın modern çağ fantazi romanlarıyla Doğu'nun Binbir Gece Masalları'nın özgün bir bileşimi.
Şairin Romanı  tabiata, emeğe ve şiire bir övgü.





Benden ; 


Murathan Mungan 15 yıllık bir emeğin sonucu yazmış bu kitabı.
Bilge şair Bendag'ın ani bir kararla şiiri bırakıp kendini Anakara'dan sürgün ettikten elli yıl sonra geriye dönüşüyle başlayan olaylar, onun Odregand şehrine yaptığı yolculukla devam ediyor.Bendag 'tan başka, Şiir filozofu Mottah ile iki çırağı,polis Gamenn , Pepqumok  da şehre gitmek üzere yola çıkmışlardır.
Kahramanların fantastik yolculuğunda neler bekliyor bizi ;  şiirle harmanlanmış bir coğrafya, bir bilge şair, bir şiir filozofu , şair cinayetleri ve bunları araştıran polisler ..Herkes Odragend'deki On Üç Dolunaylı Yıl Şenlikleri 'ne doğru yol alıyor.
Kitabı yavaş yavaş sindirerek okumak gerek..
Ben okurken müthiş haz aldım , darısı başınıza ;)





3 Nisan 2012 Salı



maviumut mimlemiş :)

zevkle cevaplıyorum ..
teşekkürler ..

1- Hayatınızda "artık yok" dediğiniz şeyler var mı? Eskiden bu yana neler değişti sizce? Neleri özlüyorsunuz peki, neleri yad ediyorsunuz? Ya da aklınıza geldiğinde "iyi ki de değişti" dediğiniz şeyler oluyor mu?
Babamı özlüyorum , aramızdan ayrılalı uzun zaman oldu,ama dün gibi.. Çok erken ayrıldı , hep bir yanım eksik kaldı ..
İyi ki değişti değil de , iyi ki var dediğim eşimle tanışmışım, "hayatım" olmuş diyorum :)
ve tabii vazgeçilmezim kızım İREMİM iyi ki hayatımda diyorum :)

2- Hayatınızda neyin değişmesini isterdiniz? Yeni bir eşya, yeni bir hayat ya da yeni bir icat mı istediğiniz? "Hayalimdir.." dediğiniz bir şey söyler misiniz?
İşimle ve mesleğimle ilgili daha iyi yerlerde olmak,emeğimin karşılığını almak isterdim.
İyi bir yazar olmak isterdim, tabii bu konuda eğitimim olmamasından dolayı hep bir adım gerideyim, hayal işte ..
Kızım iyi bir geleceğe sahip olsun, hep mutlu olsun tek dileğim de budur ..

2 Nisan 2012 Pazartesi

Frank SCHATZING - SÜRÜ


SÜRÜ  


Kitaptan ;
Peru sahilinde bir balıkçı kaybolur. Norveçli petrol arama uzmanları deniz tabanında yüzlerce kilometrekarelik alanın garip organizmalar tarafından işgal edildiğini keşfeder. Bu sırada İngiliz Kolombiyası sahili boyunca balinalar korkutucu bir değişim geçirir. Olayların birbirleriyle hiçbir alakası yok gibi görünmektedir. Ama tesadüflere inanmayan iki bilim adamı, bu durumun kaynağını araştırırken en korkunç kâbuslarıyla yüz yüze gelecektir.

"Sürü'yü okurken dünya yıkılsa fark etmeyeceksiniz." D/e Welt

"Satış rekorları kıran bir kitap... Tatil güneşi ne kadar sıcak olursa olsun tüyleriniz ürperecek... İyi eğlenceler. " Evening Standard

"Bu 800 nefes kesici sayfadan sonra denizlere çok farklı bir gözle bakacaksınız



Macera seviyorum diyorsanız mutlaka okumalısınız ..
Arkadaşım Seda  önermişti, araya  başka kitaplar girdi ama unutmadım ve okudum ve çok beğendim .Bir çok teknik terim var deniz ile ilgili ama sıkılmadım.Bu kitap elimde step yaptım dediğimde bana inanmayanlar da oldu ;) Ama olabiliyor , denedim biliyorum çünki kitabı elimden bırakamadım iyi de kas yaptım :)))

Vedat TÜRKALİ - Bir Gün Tek Başına





27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önce Türkiye içten içe kaynıyor. Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi ile barışık değildir. Bir meyhanede tanıştığı genç Günsel, içinde çürümemek için direnen ne varsa hepsini ateşleyiverir. Aşk, direniş, devrim günleri... Yaşam, Kenan'a kendini bir kez daha sınama olanağı verir... Vedat Türkali'nin ilk romanı 30 yaşında...

Arka Kapak..


         Kenan, yillar önce polis sorgusunda yaşadıklarından etkilenmiş, kendine olan saygi ve güvenini kaybetmistir. Günsel ile tesadüfen karşılaşır, onu karısı Nermin'e benzetir önce, Kenan icin yeni bir umut olur; ancak başarılı olabilecek midir ? Yoksa  "Bir Gün Tek Basina"  mı kalacaktır ?

         Açıkçası romanı okurken Kenan adlı kişiliğe sinir oluyordum bir yandan , ama elimden de bırakamadım kitabı .. 
Bir dönemi anlatan kitapları severim.Kenan da işte bir dönem 'i yaşamış , yazar vasıtası ile bize de yaşatmıştır.






30 Mart 2012 Cuma

Yılmaz Karakoyunlu - Serçe Kuşun Sonbaharı

  


Cazibe ve Mâriye bir erkeğin hayat hikâyesinde karşı karşıyaydılar. Cazibe, Bedreddin’in sahip olduklarının hepsini, Mâriye’nin büyük kıskançlıkla özlediğini hissediyordu. Bunun, ölçüsü iyi belirlenmiş terbiyeli vuslat hayallerine dönüştüğünün farkındaydı. Lakin bunların hiçbirinin Bedreddin’deki gizi çözmeye yetmediğini de görmüştü. Bedreddin, belli ki her gece koynuna girdiğinden çok farklı bir varlıktı…

Yılmaz Karakoyunlu, Serçe Kuşun Sonbaharı’nda, Nâzım Hikmet ve Hilmi Yavuz’un şiirleştirdiği, pek çok roman ve oyuna konu olan Şeyh Bedreddin’i, yepyeni ve farklı bir yaklaşımla romanlaştırıyor.
Serçe Kuşun Sonbaharı bir “tarihi roman”: Şeyh Bedreddin İsyanı’nı, tarihin gerçeklerini gözden kaçırmadan, Yıldırım Bayezid-Timurlenk çatışmasının ve Osmanlı’yı yok olmanın eşiğine getiren Fetret Devri’ni doğuran koşulların ışığında ele alıyor.
Serçe Kuşun Sonbaharı aslında bir “aşk romanı”: Şeyh Bedreddin’e ilk kez bir erkek ve bir “âşık” olarak bakıyor, baldızı Mâriye’ye olan ateşli tutkusunu ve Bedreddin’in bu tutku aracılığıyla olgunlaşmasını işliyor.

 Kaynak:Doğan Kitap


 Bu kitabı çok zaman önce okumuş , çok etkilenmiştim.
Yılmaz Karakoyunlu ‘Serçe Kuşun Sonbaharı’ başlıklı  romanında, tarihin önemli figürlerinden Şeyh Bedreddin’i, bir erkek ve bir âşık olarak resmediyor. Şeyh Bedreddin’in, baldızı Mâriye’ye karşı hissettiği büyük tutkuyu, dönemin yankı uyandıran olaylarıyla harmanlayarak kurgulayan Karakoyunlu, bu yönüyle özgün bir romana imza atmış. Yazar, Osmanlı tarihinin dikkat çeken kırılma anlarından Şeyh Bedreddin isyanını, Yıldırım Bayezid ve Timurlenk arasındaki çatışma ve Osmanlı’yı yok olmanın eşiğine getiren Fetret Devri’nin koşulları ekseninde hikâye ediyor.

okudum ve çok beğendim.Dönemin önemli erkeklerinin yanında dimdik,cesur, akıllı , güzel kadınlar gördüm :)

28 Mart 2012 Çarşamba

Maxime Chattam ve kitapları


Fransız gerilim yazarları ile başladık yine devam edelim :


Maxime Chattam


Maxime Chattam 1976 yılında Fransa’da doğdu. Lise yıllarında tiyatro dersleri aldı. Amacı çocukluğunun roman kahramanlarını oynamaktı. Üniversitede küçük rollere çıktı. Öykülerini gören tiyatro oyuncusu Pierre Hatet’in yönlendirmesiyle yazarlığa başladı. Aldığı kriminoloji eğitiminin ardından, Doğan Kitap tarafından da basılan ilk romanı Kötü Ruh’u yayımladı.

Kötü Ruh

Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Kitap Hakkında:
Okuyucusuna ilk sayfadan başlayarak yoğun bir gerilim sunan “Kötü Ruh” bir ilk roman. Üstelik çok çarpıcı bir ilk roman. Yazarı Maxime Chattam suçluların profilini çıkarmada usta bir kahraman yaratmış. Ve onu şiddet dolu bir dünyaya salıvermiş. Joshua Brolin FBI’da aradığını bulamamış, doğduğu kentin polis teşkilatında çalışan bir müfettiştir. Kolu, bacakları kesilmiş, alınlarında yara izi olan kadın cesetleri onu acımasız bir seri katille tanıştıracaktır. Olayların çözüldüğünü düşündüğümüz an geldiğinde ise aslında her şey daha da karışır. Chattam, okuyucusuna kolay çözümler sunmaktan yana bir yazar değil. Romanın gizemini son ana kadar başarıyla saklamayı beceriyor. Ve soluksuz okunan bir polisiye örneği sunuyor bu türün meraklılarına.
Eleştirmenlerin Jean-Chirstophe Grangé’nin hızına, Patricia Cornwell’in ayrıntı yeteğine, Thomas Harris’in gerilim becerisine sahip olduğunu söylediği Maxime Chattam’ın kitabında törensel cinayetler, ürpertici adli tıp sahneleri, Dante’nin “İlahî Komedya”sından bölümler, “Kara İncil”den izler var. Ama hepsinden önemlisi son ana kadar kendini ele vermeyen korkunç bir sır kaplıyor romanın her satırını. Yazar, romanını çok gerçekçi buluyor. “Romanı böylesine korkutucu kılan, gerçeğe bu denli yakın olması” diyor. Daha fazla söze ne gerek! Okunması gereken bir kitap Kötü Ruh. Ama dikkatli olun: Tehlikeli sulara yelken açıyorsunuz!

Karanlığın Soluğu

Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Kitap Hakkında:
New York… Kentlerin belki de en karmaşığı… Olağanüstü gölgelerin egemenliğinde, birçok gizi barındıran o kalabalık kent. Kalabalığın içinde neler yaşanıyor? Sapkınlıklar, kaçırılmalar, cinayetler… Bu kentin en büyük tutkusu cehennem belki de. Ve o cehennem bir kitapta soluk alıp vermeye başlıyor, cehennemin karanlığı gözlerimizi yakıyor. Kötü Ruh’la Türk okurlarını sımsıkı yakalayan Maxime Chattam’ın yeni romanı Karanlığın Soluğu bizi soluksuz bırakıyor.
İlk kitapta FBİ’den ayrılan Joshua Brolin, bu kez polis teşkilatından da uzakta bir özel detektif olarak çıkıyor karşımıza. Teşkilatın içinden Annabel ile birlikte korkunç bir ya da birkaç katilin peşinde olarak… Her şey, çırılçıplak ve kafa derisi kazınmış olarak bulunan bir kurbanla başlıyor. Ve kurbanlar gün geçtikçe artıyor. Kadın, erkek, çocuk… Öldüler mi, yoksa hâlâ yaşıyorlar mı? Yaşıyorlarsa, nasıl bir işkencedir çektikleri? Caliban, her şeyin ve herkesin efendisi bu tüyler ürpertici macerada. Ama Caliban kim? Ve aslında kim kimin efendisi? Bu dünyaya egemen olan iblisler uzağımızda mı yoksa bir nefes kadar yakın mı bize? New York bir ses oluyor kulağımıza dolan, kentin gölgeleri de kâbuslarımız… Karanlığın Soluğu, bizi esir alıyor.

Kara Büyü

Çeviren: Aykut Derman
Kitap Hakkında:
Önce bir işçi, yüzü dehşet içinde ölü bulunur. Katilden hiçbir iz yoktur. Aynı günlerde, geceyarısı kadınlar uyuyan kocalarının yanındayken kaybolmaya başlar. Hem de evlerinde hiçbir zorlanma izine rastlanmamışken. Oregon ormanlarında endişe verici bir gölge dolaşıp durmaktadır. Sonra garip bir salgın hastalık baş gösterir. Portland’da evler ölümcül örümcekler tarafından işgal edilir. Ailelerden birbiri ardına ölenler ve yaralananlar olurken, ormanın içinde dev örümcek ağları içinde mumyalaşmış kadınlar bulunur. Ardı ardına gelen felaketler kent ve çevresini dehşete düşürür. Bütün bu önüne geçilmez olayların arkasında acaba kim ya da kimler vardır? Yoksa bir "yaratık" mıdır söz konusu olan? Eski FBI ajanı, yeni özel dedektif Joshua Brolin ve New York Polis Teşkilatı’ndan Annabel O’Donnel, her şeyi göze alarak dalarlar dev boyutlu örümcek ağlarının içine ve "yeni nesil" bir katille karşılaşırlar!..
Aynı zamanda bir kriminoloji uzmanı olan Maxime Chattam, her satırı tüyler ürperten bir gerilime daha imza atıyor "Kara Büyü"yle. Ve tüm eleştirmenlerin birleştiği bir uyarıyı tekrarlamakta yarar var:
Örümcek korkunuz varsa bu romanı okumayın!..

Zamanın Kanı

Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Kitap Hakkında:
"Fıçıdaki sıvı, suydu.
Rahatlayarak doğruldu.
İşte o anda dehşete kapıldı.
Çakmağın titrek aydınlığında gördü.
Birikmiş suyun yanında. Bir İnsan cesedi."
2005 sonbaharı... Marion acilen Paris'ten ayrılmak ve ortadan kaybolmak zorundadır. Hayatı söz konusudur. DST'nin adamları onu dini bir tarikatın yaşadığı Mont-Saint-Michel'e götürür. Ancak çok geçmeden, Marion gözetlendiğini fark eder.
Mart 1928, Kahire... Gece sokağa çıkan çocuklar kaybolur ve bir süre sonra cesetleri çevredeki yeraltı mezarlarında bulunmaya başlar. Şehirde bir söylenti yayılır? "Binbir Gece Masalları"nın korkunç Gûl'u geri dönmüştür.
Tamamen ilgisiz gibi görünen bu iki olay, aslında karmaşık bir şekilde birbiriyle bağlantılıdır.

Kaosun Sırları

Çeviren: Mahmut Özışık
Kitap Hakkında:
"Sözde bir güvenlik için, temel özgürlüklerini feda edenler ne özgürlüğü ne de güvenliği hak eder."
Benjamin Franklin

Ezoterizm, gizli kodlar, binlerce yıllık tarikatlar, komplolar... Aynı konuyu işleyen "Kötü Ruh", "Zamanın Kanı" adlı eserlerinden sonra Fransız gerilim romanları ustası Maxime Chattam bizi saate karşı, aynanın diğer tarafındaki ölüme karşı korkunç bir yarışın içine sokuyor.
Aynaları "Gölgeler"in işgaline uğradığında Yael'in hayatı kâbusa dönüşüyor ve şiddetle, karmaşayla iç içe bir yaşam başlıyor onun için. Dünyaya verilmek istenen bu mesajların sebebi ne? Dünyayı yok etmek isteyen insanlar kim ve bunu neden yapıyorlar?

Gaia Teorisi

Çeviren: Alev Özgüner
Kitap Hakkında:
Avrupa Komisyonu yetkilileri çok önemli, son derece gizli bir meselenin çözümü için sizin yardımınızı istedi.

Karınız hiç tanımadığınız bir adamla birlikte dünyanın öbür ucundaki bir adaya gönderildi ve onlardan hiçbir haber alamıyorsunuz.

Korkunç bir fırtına yüzünden bir dağın zirvesinde, gizemli bilimsel olayların ortasında mahsur kaldınız.

Bu arada son elli yılda seri katillerin sayısı on kat arttı.

Ve şiddet kapıda…

Hâlâ korkmuyor musunuz?
Korksanız iyi olur…












Sevgili arkadaşım Ayşe'nin katkısı ile bu resmi ve güzel sözü paylaşmak istedim.

27 Mart 2012 Salı

Buket Uzuner -Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları SU


Arka Kapak

Buket Uzuner'in, bugün Anadolu'da yaşayan her kültürü derinden etkilemiş kadim Kamanlık (Şamanizm) geleneğinin dört unsuru olan SU, TOPRAK, HAVA, ATEŞ'ten ilham alarak yazdığı yeni romanı UYUMSUZ DEFNE KAMAN'IN MACERALARI dörtlemesinin ilk kitabı 'SU' çıktı!..

Gazeteci Defne Kaman bir yaz akşamı bindiği vapurda arkasında hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Onu aramakla görevli Komiser Ali Ümit ile arkadaşı Sahaf Semahat kendilerini aniden tuhaf olaylar ve esrarengiz semboller arasında bulurlar. Bir yandan kendi hayatlarını sakatlayan yasak ve tabulara rağmen ayakta kalmaya çalışırken, kayıp gazeteci Defne Kaman'ın peşinde nefes nefese bir maceraya sürüklenirler.

Buket Uzuner, SU romanında bütün canlı varlıkları eşit değerde kabul ederek doğayı ve yaşamı kutsayan kadim Türk geleneği Kamanlık'a (Şamanlık) selam ederken, okurları hem eko-feminist bir okumaya, hem de 1000 yıl önce Uygur harfleriyle ön-Türkçe yazılmış olduğu düşünülen (Mutluluk Bilgisi) KUTADGU BİLİG ŞİFRESİ ile zihin oyunlarına davet ediyor.


Kutadgu Bilig yazarı Yusuf Has Hacib'in;

"Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür. Kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür."

beyitiyle açılan romanın bir Kutadgu Bilig şifresi kitabı olarak da okumak olasıdır. Yazar, SU romanı yazarken yakından inceleme şansı bulduğu Kutadgu Bilig'in bilinen üç orijinal nüshasından ilkini Uygur harfleriyle Türkçe yazdığı düşünülen Yusuf Has Hacib ile bu önemli eseri 1947'de günümüz Türkçesine çeviren Prof. Reşit Rahmeti Arat'ı şükranla anıyor ve bugüne kadar Türkiye'de ve dünyada hak ettiği önemi ve sevgiyi göremeyen bu güzel eserin, romanda bir şifreler kitabıymış gibi kullanılmasıyla özellikle gençler arasında ilgi göreceğini umuyor.

"Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları", SU romanından sonra TOPRAK, HAVA ve ATEŞ ile devam edecektir.







Benim notlarım ;  yazar Buket Uzuner olunca konusuna, kapağına bakmadan alıp okumak isterim, o ne yazsa okurum kısaca.
Kitabı elime aldığımda kapağına hayran kaldım, çok çekici ve mavi..
Okurken asla sıkılmadan olayların akışına kapılıp gidiyor insan.Anlatım , tasvirler bu kadar mı iyi olur ? Öğrenim hayatımdan kalan bir Kutadgu Bilig  var ama nedir ? ne için yazılmıştır ? unutup gitmişiz.Bu kitapla Kaman 'lık hakkında bilgilerimiz tazeleniyor.Umay nine 'nin yanında olup onu kollarıma alasım geldi :)

Okuyun ,seveceksiniz ;)

26 Mart 2012 Pazartesi

Gerilim/severler buraya ; Jean-Christophe Grangé


Nereden başlasam nasıl başlasam diye düşünürken, en sevdiğim yazardan ve kitaplarından başlamak istedim.
Gerilim , polisiye, macera severim diyorsanız elinizden bırakamayacaksınız .Kitap tanıtımlarını Doğan Kitap'tan alıntıladım.
Keyifli okumalar .

Jean-Christophe Grangé  kimdir :


Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 15 Temmuz 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı.

Leyleklerin Uçuşu adlı ilk romanı 1994'te yayımlandı. Bu kitap Fransa'da 450.000 adet sattı ve sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi.

Yazarın ikinci eseri Türkiye baskısını Şubat 2001'de yapan ve 20 dile çevrilen Kızıl Nehirler'di. Roman beyazperdeye taşındığında yönetmen koltuğunda Mathieu Kassovitz, başrollerde ise Jean Reno ve Vincent Cassel yer aldı.

Grangé'ın üçüncü romanı Taş Meclisi, Eylül 2000'de piyasaya çıktı ve Fransa'da kısa sürede 150.000 adet sattı. Türkiye'de Ağustos 2001'de yayımlandı. 2006 yılındaStéphane Cabel ve Guillaume Nicloux tarafından senaryolaştırılan kitap, Guillaume Nicloux yönetiminde sinemaya uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Monica Bellucci,Catherine Deneuve, Moritz Bleibtreu, Sami Bouajila, Elsa Zylberstein, Nicolas Thau, Tubtchine Bayaertu, Laurent Grévill gibi güçlü isimler yer aldı.

2001 yılında vizyonda yer bulan Vidocq filminin senaryosunu Pitof ile birlikte yazdı.

2003 yılında Kurtlar İmparatorluğu'nu yayımladı. Eser 2005 yılında Chris Nohan'ın yönetmenliğinde beyazperdeye aktarıldı. Kurtlar İmparatorluğu'nda Jean Reno'nun yanı sıra Emre Kınay da yer aldı. Kitabın Türkiye baskısı Temmuz 2003'te yapıldı.

Grangé'ın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Siyah Kan ise Mayıs 2005'te yaptığı ilk baskısı ile raflardaki yerini aldı.

Yazarın 2007 yılında yayımlanan eseri Şeytan Yemini Türkiye'de ilk baskısını Ağustos 2007'de yaptı.

Sonraki kitabı Koloni, Ağustos 2009'da Türkiye'de satışa çıktı.

Bir sonraki kitabı Ölü Ruhlar Ormanı, 2010 yılında Türk okuyucularıyla buluştu.

Yazarın son kitabı ise 2011 yılında çıkan ve Türkiye'de 2012 yazında satışa çıkması beklenen Le Passager(Yolcu)isimli eserdir.

Bunların yanı sıra yazarın Zener'in Laneti isimli bir çizgi roman çalışması da bulunmaktadır.

Kitapları : 






Kurtlar İmparatorluğu

Çeviren: Şevket Deniz
Kitap Hakkında:
“Kurtlar İmparatorluğu”nda Fransa ile Türkiye arasında gerilimli bir hat kuruluyor. Jean-Christophe Grangé, her zamanki gibi etkileyici bir atmosfer yaratıyor, kahramanlarına inandırıcı roller biçiyor ve okuyucuyu soluksuz bırakacak bir serüvene tanık ediyor. Seri cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, Strasbourg-Saint-Denis’deki küçük Türkiye, Fransız polisindeki iç hesaplaşmalar, tıbbın karanlık amaçlara alet edilmesi... Okuyucu kendini böyle gerilimli bir dünyanın içinde buluyor. Heyecan dozu son sayfaya kadar hiç düşmeyen bir roman.




Siyah Kan
Kitap Hakkında:
J. C. Grangé yine işbaşında. 2003 yılında çıkardığı romanı "Kurtlar İmparatorluğu"yla hem dünyada hem de ülkemizde ününe ün katan Grange yeni kitabıyla Türkçe’de. Yine kanlı, yine delice, yine korkutucu bir roman var karşımızda: "Siyah Kan".Yazarın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı kitap serbest dalış şampiyonu bir katil ile eski paparazzi, kötülük fikrine ve kaynağına takıntılı bir gazeteciyi karşı karşıya getiriyor. Katil hapiste… Ama daha önce Kamboçya, Tayland, Malezya’da kan dökmüş. Kadınların kanı… Gazetecinin onunla temasa geçmek için oynadığı oyun romanın temelini oluşturuyor. Ama katil bu yemi bir süre sonra yutmuyor. İşte gerçek heyecan da orada başlıyor. Kim av, kim avcı, birbirine karışıyor. Grangé hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir roman "Siyah Kan". Paris’ten Asya’ya doğru deliliğin sınırında bir yolculuk… Dört yüz küsur sayfalık gerilimli bir kâbus… Çok çekici… Yazarın ustalığı kendini bir kez daha çarpıcı bir şekilde gösteriyor. "Siyah Kan"ı okurken kötülüğün ve kötülerin dünyasına doğru nefes nefese bir koşu tutturduğunuzu fark ediyorsunuz. Bu çılgınca koşuya karşı koymak imkansız!



Kızıl Nehirler
Kitap Hakkında:
"Kızıl Nehirler", ''Çocukluğumdan beri korkutucu hikâyeleri, korku filmlerini, bilinmeyenin verdiği endişeyi hep sevmişimdir" diyen Jean-Christophe Grangé'nin yazarlık yaşamındaki ikinci romanı. Mathieu Kassovitz tarafından filme çekilen ve başrollerinde Jean Reno ve Vincent Kessel’in oynadığı "Kızıl Nehirler", birbirini tamamlayan, iki gözü pek polisin son derece karanlık ve karmaşık bir cinayeti çözme çabasını anlatır. Küçük bir Fransız kasabasında meydana gelen bir cinayet, roman kahramanı iki polisin merakını körükler. Sonuçta kökü eskilere uzanan bir gizli örgüt çıkacaktır ortaya ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gözler önüne serilir. "Kızıl Nehirler", yazarın ustalıkla sağladığı soluk kesici tempo ve usta işi karakter tahlilleri, best-seller türüne dudak büken Avrupalı okuru derinden etkilemiştir.


Taş Meclisi

Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Kitap Hakkında:
Jean-Christophe Grangé’nin ikinci romanı olan "Taş Meclisi", tesadüfî bir trafik kazasıyla birlikte gelişir. Hayvanların, özellikle de yırtıcı hayvanların doğal çevrelerindeki davranışlarını inceleyen ve şaolin boksu meraklısı olan Diana Thiberge, genç kızlık dönemini karartan korkunç bir dramı yaşadığından beri hiçbir erkeği öpmemiştir. Bu demir karakterli genç kadın, küçük Lu-Sian'ı evlat edindikten sonra, korkunç deneylerin yaşamında iz bırakacağını aklına bile getirmez. Paris'e dönüşlerinin hemen ardından, Diana ve Asya kökenli oğlu korkunç bir trafik kazası geçirirler. Ama bu kazada bir cinayet teşebbüsünü hatırlatan her şey vardır. Ölümün eşiğindeki küçük Lucien, Berlin'den gelen esrarengiz bir doktor tarafından kurtarılır. İşte burada sorular ortaya çıkar: bu doktora kim haber vermiştir? Hastayı nasıl ve neden kurtarmıştır?
Soruların cevabını bulma serüveni, parapsikolojiden Şamanizme varan inançlar yumağını çözdükçe karmaşıklaşır. Paris’te başlayan arayış, Sibirya’nın derinliklerine kadar uzanır. Ve tabiî korku ve gerilim de...




Leyleklerin Uçuşu
Kitap Hakkında:
Türkçe’de iki kitabı ("Kızıl Nehirler" ve "Taş Meclisi") yayımlanan ve Doğan Kitap’ın davetlisi olarak TÜYAP 2001’de İstanbul’u ziyaret eden Grangé, "Leyleklerin Uçuşu"yla, ustalığını bir kez daha kanıtlıyor.
"Leyleklerin Uçuşu"nda yazar, Avrupa’dan Orta Afrika’ya kadar, her yıl düzenli olarak göç eden leyleklerin bu özelliğinden yararlanan uluslararası bir şebekenin faaliyetlerini anlatıyor. Grangé’nin korku labirentinin bir yanında dünyanın en sıkı denetlenen elmas madenlerinden yapılan kaçakçılık, diğer yanında da kalpleri çalınmış cesetler duruyor. 
"Leyleklerin Uçuşu"nda okuyucu, adrenalin hapı yutmuş gibi, kitabın ilk sayfalarda tutulduğu heyecan fırtınasından, sonuna kadar kurtulamıyor.


Şeytan Yemini

Çeviren: Şevket Deniz
Kitap Hakkında:
Grangé, farklı bir bakış açısıyla kaleme aldığı "Kötülüğün Kaynağı" üst başlıklı üçlemesinin ikinci kitabı şeytan Yemini’nde soluk soluğa okunan şeytani bir kara kitap yazdı.
Polisiye gerilim gibi başlasa da insanın tüylerini ürperten metafizik unsurlar romanda öylesine güzel harmanlanmış ki tüm insanlığın ortak sorgulamaları olan iyilik, kötülük, şeytan, inanç, satanizm, din, arkadaşlık ve ölüm konularındaki zayıflıklarımız öylesine ince yerlerinden yakalanmış ki soluksuz bir okuma vaat ediyor.
Ölüm yolundan geri dönmeyi başaranlar deneyimlerinde hep aynı verileri anlatırlar. Uzun karanlık bir yol ve ucunda görünen parlak bir ışık.Ya o yolun sonunda parlak bir ışık yoksa?..
Öldükten sonra geri dönenler hep iyilikleri mi beraberlerinde getirirler?..
Ölüme Yakın Deneyim "diğer taraf"tan dünyaya neler taşır?..
Araf’a yapılan yolculuktan herkes eskisi gibi mi döner?..
Araf yolcularını dünyaya kim, hangi şartla yolcu eder?..
Grangé nefes kesen sayfaların arasına metafizik ürpertilerin yanı sıra entomolojiyi, tıbbi, farmakolojiyi, böcekbilimi, kısaca bilimi yerleştirmekle, gerilim kadar gerçeklik ve mantık dengesinde de mükemmeli yakalamış.



Ölü Ruhlar Ormanı
Kitap Hakkında:

Jeanne Korowa tek bir hata yaptı.
Katili ormanda arıyordu.
Oysa orman katilin içindeydi.
İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.

Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır.
Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar. 

Koloni

Kitap Hakkında:
Onlar çocuktular...
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne ufak bir lekeleri...Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...


Paris’te bir Ermeni katedralinde işlenen bir cinayet. Kan yok, cinayet aleti yok, yara bere yok…
Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu’nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. Bu ikisi, gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. Gizli servisler, naziler,Yahudiler, ülke içinde ülkeler, ve “siyah bölgeler”… Sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir. 
Fransa’nın göbeğinde başka bir ülke olabilir miydi?
Bu ülkeye kim veya kimler göz yumuyordu?
Burada neler yapılmaktadır?
Kaçırılan çocuklar ile öldürülenler arasındaki bağ nedir?
İki polisin çabası cinayetleri açığa kavuşturmaya yetecek midir?
Yoksa..