Günün önemi büyük.Öncelikle başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün, rahmetli babacığımın ve emekli öğretmen anneciğimin öğretmenler gününü kutluyor onları sevgi ile anıyorum.
Eğitim öğretim dalında bu mesleği yapan tüm öğretmenlere iyi ki varsınız emeğinize sağlık diyorum.
24 Kasım 2010 Çarşamba
Spartacus Efsanesi Üzerine
Bu sezon başlayan dizilerden biriydi benim için Spartacus.Bir paylaşım sitesinde yeni sezon fragmanını paylaştım bu paylaşıma iki arkadaşımın yorumları oldu.Spartacus’ün gerçek tarihi kişiliği ile ilgili, hayatının sona eriş biçimi.Her iki yorumu da okudum , yazacak birşeyim yoktu çünki bilgim yoktu.Benim için Spartacus Kirk Dauglas ile çocukluğumda başlayan ve ilginç fragmanları ile günümüze dönen bir filmden ibaretti.
Arkadaşlarıma bunu araştıracağımı yazdım ve bu sabah ilk işim nette biraz araştırma yapmak oldu.
Spartacus , Trakya’da özgür bir insan olarak dünyaya gelmiş, gençliğini burada geçirmiş ve savaşçı olarak Roma’ya hizmet etmişti. Köleliğe geçişi ile ilgili birkaç iddia var hepsi birbirine yakın yorumlar.Sonuçta Capua ‘da gladyatör olarak yetiştirildi.Kötü koşullarda köleydi.Bu sıkı denetim altında özgürlükçü düşünceleri ve ayaklanması da kaçınılmazdı. Ayaklanma M.Ö 73 ‘te gerçekleşti , sayıları gittikçe arttı ve Roma ordusunu bozguna uğrattılar.Spartacus ve yandaşlarının giderek çoğalması Roma yönetimini yeni bir önlem almaya yöneltti.Daha büyük ve çevreden desteklenmiş bir ordu ile asileri bozguna uğrattılar ve sağ kalanları çarmıha gerdiler. Spartacus’un ölümü ile ilgili çarmıha gerildiği söylense de çoğu kaynak savaş meydanlarında öldüğü yönündedir.
Spartacus ayaklanmasının; insan emeğinin ,özgürlüğünün sömürülmesi üzerine gerçekleşen yanı ,devrimsel gücü tarihe de bu anlamda ışık tutmuştur.
Bu mücadelede, köle olarak yaşamaktansa ölmeği yeğleyenlerin başkaldırısı olarak tarihe geçmiştir.
Arkadaşlarıma bunu araştıracağımı yazdım ve bu sabah ilk işim nette biraz araştırma yapmak oldu.
Spartacus , Trakya’da özgür bir insan olarak dünyaya gelmiş, gençliğini burada geçirmiş ve savaşçı olarak Roma’ya hizmet etmişti. Köleliğe geçişi ile ilgili birkaç iddia var hepsi birbirine yakın yorumlar.Sonuçta Capua ‘da gladyatör olarak yetiştirildi.Kötü koşullarda köleydi.Bu sıkı denetim altında özgürlükçü düşünceleri ve ayaklanması da kaçınılmazdı. Ayaklanma M.Ö 73 ‘te gerçekleşti , sayıları gittikçe arttı ve Roma ordusunu bozguna uğrattılar.Spartacus ve yandaşlarının giderek çoğalması Roma yönetimini yeni bir önlem almaya yöneltti.Daha büyük ve çevreden desteklenmiş bir ordu ile asileri bozguna uğrattılar ve sağ kalanları çarmıha gerdiler. Spartacus’un ölümü ile ilgili çarmıha gerildiği söylense de çoğu kaynak savaş meydanlarında öldüğü yönündedir.
Spartacus ayaklanmasının; insan emeğinin ,özgürlüğünün sömürülmesi üzerine gerçekleşen yanı ,devrimsel gücü tarihe de bu anlamda ışık tutmuştur.
Bu mücadelede, köle olarak yaşamaktansa ölmeği yeğleyenlerin başkaldırısı olarak tarihe geçmiştir.
28 Ekim 2010 Perşembe
karanlık ve Cumhuriyet'in aydınlığı
Yer gök karardı, yağmur sanki hıncını alırcasına vuruyor camlara , insanlar ıslak, insanlar karanlığı yararcasına koşuyorlar.
İçimde bir aydınlık , Cumhuriyet arifesindeyim, Atam'ın sesi kulaklarımda arşivlerden yeni çıkartılmış.Ses eşliğinde Cumhuriyeti planlıyoruz sanki bugün, şu karanlığa inat aydınlığa çıkıyor ellerimiz , zihinlerimiz .
Yağmur varsın yağsın, berekettir, temizliktir.
Tarihimizde önemli birgün bugün , ne mutlu Türküm diyene !
Cumhuriyeti biz kurduk onu yaşatacak ve yüceltecek olan sizlerisiniz demiş Atam , elbette koruyacağız , yaşatacağız ve yükselteceğiz , damarlarımızda kanımız aktıkça .
İçimde bir aydınlık , Cumhuriyet arifesindeyim, Atam'ın sesi kulaklarımda arşivlerden yeni çıkartılmış.Ses eşliğinde Cumhuriyeti planlıyoruz sanki bugün, şu karanlığa inat aydınlığa çıkıyor ellerimiz , zihinlerimiz .
Yağmur varsın yağsın, berekettir, temizliktir.
Tarihimizde önemli birgün bugün , ne mutlu Türküm diyene !
Cumhuriyeti biz kurduk onu yaşatacak ve yüceltecek olan sizlerisiniz demiş Atam , elbette koruyacağız , yaşatacağız ve yükselteceğiz , damarlarımızda kanımız aktıkça .
19 Ekim 2010 Salı
Görünmeyen - Paul AUSTER
Görünmeyen , yazarın okuduğum ikinci kitabıdır.
Roman dört bölümden oluşuyor , ilk bölüm 1967 yılında Colombia Üniversitesinde öğrenim gören Adam Walker'in bir partide Born ve Margot ile tanışması ile başlıyor ve birinci tekil şahıs tarafından anlatılıyor.Born , iyi giyimli , ilginç fikirlere sahip bir profösör ilk bakışta .Margot gizemli .Born ,Adam'a iş teklif ediyor ve ilişkileri başlıyor .Adam çiftin ilk yemek davetine gittiğinde Born ve Margot hakkında daha geniş bilgi sahibi oluyoruz .
İkinci bölüm ,Adam'ın eski okul arkadaşı Jim tarafından yazılıyor , ikinci tekil şahıs dili ile anlatılıyor.Yaz isminin verildiği bu bölümde Adam'ın ailesi yaşadıkları dram ve ablası Gwyn ile yakınlaşması, enseste dönen ilişkileri anlatılıyor.
Sonbahar adlı üçüncü bölüm ,Adam'ın notlarının Jim tarafından derlenmiş hali ve üçüncü tekil şahsa devrediyor anlatımı.Bu bölümde Adam, Born , Margot ve Born'un üvey kızı Cecilie'nin katılımı ile bu ilişki karmaşası içinde sona yaklaşıyoruz.
Sona gelindiğinde, Adam yaşamıyor tüm gerçek Gwyn ile Jim 'in görüşmesi, Cecilie'in gülükleri . Gerçek neydi ?
Gerçek okuyucuya kalmış.
Bu romanda tüm bilinenler bilinmez oluyor , okuduğunuzda kötü ve ahlakdışı diye nitelendirdikleriniz normal gibi görünüyor.
Görünmeyen , yazar, kitabın kahramanları belki de siz okurlarsınız .
Roman dört bölümden oluşuyor , ilk bölüm 1967 yılında Colombia Üniversitesinde öğrenim gören Adam Walker'in bir partide Born ve Margot ile tanışması ile başlıyor ve birinci tekil şahıs tarafından anlatılıyor.Born , iyi giyimli , ilginç fikirlere sahip bir profösör ilk bakışta .Margot gizemli .Born ,Adam'a iş teklif ediyor ve ilişkileri başlıyor .Adam çiftin ilk yemek davetine gittiğinde Born ve Margot hakkında daha geniş bilgi sahibi oluyoruz .İkinci bölüm ,Adam'ın eski okul arkadaşı Jim tarafından yazılıyor , ikinci tekil şahıs dili ile anlatılıyor.Yaz isminin verildiği bu bölümde Adam'ın ailesi yaşadıkları dram ve ablası Gwyn ile yakınlaşması, enseste dönen ilişkileri anlatılıyor.
Sonbahar adlı üçüncü bölüm ,Adam'ın notlarının Jim tarafından derlenmiş hali ve üçüncü tekil şahsa devrediyor anlatımı.Bu bölümde Adam, Born , Margot ve Born'un üvey kızı Cecilie'nin katılımı ile bu ilişki karmaşası içinde sona yaklaşıyoruz.
Sona gelindiğinde, Adam yaşamıyor tüm gerçek Gwyn ile Jim 'in görüşmesi, Cecilie'in gülükleri . Gerçek neydi ?
Gerçek okuyucuya kalmış.
Bu romanda tüm bilinenler bilinmez oluyor , okuduğunuzda kötü ve ahlakdışı diye nitelendirdikleriniz normal gibi görünüyor.
Görünmeyen , yazar, kitabın kahramanları belki de siz okurlarsınız .
18 Ekim 2010 Pazartesi
Şah & Sultan - İskender PALA
Tutku…
Güzellik…
Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.
Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş.
Çaldıran...
Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride.
Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi?
Kızılbaşlık!
Sünnilik!
İktidar hırsı.
Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman!
Korku? Ya o?
Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.
Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir.
Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.
Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir.
Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.
Ve işte bir kez daha aşk!
Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar.
Şah ve Sultan…
Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler.
Masal kadar gerçek.
Büyüleyici olduğu kadar umut verici.
Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.
İskender Pala’dan…
Güzellik…
Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.
Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş.
Çaldıran...
Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride.
Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi?
Kızılbaşlık!
Sünnilik!
İktidar hırsı.
Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman!
Korku? Ya o?
Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.
Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir.
Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.
Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir.
Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.
Ve işte bir kez daha aşk!
Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar.
Şah ve Sultan…
Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler.
Masal kadar gerçek.
Büyüleyici olduğu kadar umut verici.
Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.
İskender Pala’dan…
14 Ekim 2010 Perşembe
Okulda Teftiş gören İrem :)
Okullarda teftiş de değişmiş.Biz ilkokul sıralarında iken öğretmenimizden çekinirdik ,müdürümüzden korkar aynı dozda saygı duyardık , müfettişin adını duymamız bile saklanmamıza sebep olurdu .
İrem ile her akşam anne-kız sohbetlerimiz oluyor.Dün akşam da son anda aklına geldi " aa anneee bugün değişik birşey oldu " ben meraklı eeeee ??
sınıfımıza müfettiş geldi.Ama önce bizi kandırdı, yeni öğretmeniniz benim sizi bol bol gezdireceğim, lunaparka , hayvanat bahçesine, uzaya götüreceğim dedi.İsmi Gizli. bize sorular sordu, hepsini bildik, şimdi siz sorun dedi, bizim sorduklarımızın sadece 1 tanesini doğru bildi.
İrem bu olayı o kadar neşe ve heyecan içinde anlattı ki , bay Gizli 'yi çok sevmişler .
Çocuk eğitiminde alınan yol müfettişlere de yansımış korkunç bilmiş insanlar yerine çocukların seviyesine inebilen arkadaş Bay Gizli 'ler gelmiş, çok sevindirici , olumlu bir gelişme olarak işlendi günlük sohbetimize.
İrem ile her akşam anne-kız sohbetlerimiz oluyor.Dün akşam da son anda aklına geldi " aa anneee bugün değişik birşey oldu " ben meraklı eeeee ??
sınıfımıza müfettiş geldi.Ama önce bizi kandırdı, yeni öğretmeniniz benim sizi bol bol gezdireceğim, lunaparka , hayvanat bahçesine, uzaya götüreceğim dedi.İsmi Gizli. bize sorular sordu, hepsini bildik, şimdi siz sorun dedi, bizim sorduklarımızın sadece 1 tanesini doğru bildi.
İrem bu olayı o kadar neşe ve heyecan içinde anlattı ki , bay Gizli 'yi çok sevmişler .
Çocuk eğitiminde alınan yol müfettişlere de yansımış korkunç bilmiş insanlar yerine çocukların seviyesine inebilen arkadaş Bay Gizli 'ler gelmiş, çok sevindirici , olumlu bir gelişme olarak işlendi günlük sohbetimize.
13 Ekim 2010 Çarşamba
Orhan PAMUK- Manzaradan Parçalar
Orhan Pamuk okuyorum.Manzaradan parçalar .. Roman değil derlemelerden oluşuyor.Bal tadında yine..
Orhan Pamuk bu yeni kitabında, çocukluğundan başlayarak hayatından, yaşadıklarından bütün içtenliğiyle söz ediyor. Yazarın babasının ölümü, siyasi dertleri, futbol oynarken ya da romanlarını yazarken hissettikleri, tıpkı annesinin sigara böreği yapışı, yaz gecesi bir sivrisineğin hareketleri ve Boğaz gemileri hakkındaki gözlemleri gibi büyük bir manzaranın parçası olarak dikkatle işleniyor. Pamuk İstanbul’dan, Adalar’dan, New York’tan, Venedik ya da Kalküta’dan söz ederken yaptığı gibi, kendi suçluluk duygularından, rüyalarından, eski berberlerden ya da çocukluğunda sokaklarda atıştırdığı şeylerden de bütün dikkatiyle hikâyeler çıkarıyor. Konu ister Binbir Gece Masalları, ister Dostoyevski’nin romanları, ister eski ressamlar, ister Selimiye Camii olsun, Pamuk gözlemlerini, duygularını sıralarken akılda sevdiğimiz bir hikâyecinin tanıdık ve unutulmaz sesi kalıyor.
Tıraş olmaktan asansöre binmeye, dünyayı çocuk gibi seyretmekten deprem endişelerimize, trafik ve dinden eski yangınlar ve yıkımlara uzanan bu kitap, Orhan Pamuk’un gözünden bakıldığında dünyanın ne kadar ilginç ve yeni olabileceğini bir kere daha kanıtlıyor.
Yazdıkları ile içiçe geçen hayatını da okuyucuya sunmuş yazar, etkilendiği kitaplar, hayatlar , sevmedikleri , sanat, edebiyat harman olmuş..Bu iş yoğunluğum , boğaz ağrılarım ile ben de harman olmuş vaziyetteyim ama okuyorum zevk ve istekle..
Kitabın kapak resmi , Orhan Pamuk Kar kitabı için gittiği Kars'ta bir çocuk ile konuşma esnasında çekilen bir fotoğraf.
Bu arada itiraf edeyim , Kar 'ı okuyamamış yarım bırakmıştım, bazı kitapların zamanı olduğuna inanıyorum.Sanırım yeniden elime alma zamanı gelmiş, yazarların olduğu kadar okurların da bir olma zamanı var sanırım :)
arka kapaktan ;
Orhan Pamuk bu yeni kitabında, çocukluğundan başlayarak hayatından, yaşadıklarından bütün içtenliğiyle söz ediyor. Yazarın babasının ölümü, siyasi dertleri, futbol oynarken ya da romanlarını yazarken hissettikleri, tıpkı annesinin sigara böreği yapışı, yaz gecesi bir sivrisineğin hareketleri ve Boğaz gemileri hakkındaki gözlemleri gibi büyük bir manzaranın parçası olarak dikkatle işleniyor. Pamuk İstanbul’dan, Adalar’dan, New York’tan, Venedik ya da Kalküta’dan söz ederken yaptığı gibi, kendi suçluluk duygularından, rüyalarından, eski berberlerden ya da çocukluğunda sokaklarda atıştırdığı şeylerden de bütün dikkatiyle hikâyeler çıkarıyor. Konu ister Binbir Gece Masalları, ister Dostoyevski’nin romanları, ister eski ressamlar, ister Selimiye Camii olsun, Pamuk gözlemlerini, duygularını sıralarken akılda sevdiğimiz bir hikâyecinin tanıdık ve unutulmaz sesi kalıyor.
Tıraş olmaktan asansöre binmeye, dünyayı çocuk gibi seyretmekten deprem endişelerimize, trafik ve dinden eski yangınlar ve yıkımlara uzanan bu kitap, Orhan Pamuk’un gözünden bakıldığında dünyanın ne kadar ilginç ve yeni olabileceğini bir kere daha kanıtlıyor.
Yazdıkları ile içiçe geçen hayatını da okuyucuya sunmuş yazar, etkilendiği kitaplar, hayatlar , sevmedikleri , sanat, edebiyat harman olmuş..Bu iş yoğunluğum , boğaz ağrılarım ile ben de harman olmuş vaziyetteyim ama okuyorum zevk ve istekle..
Kitabın kapak resmi , Orhan Pamuk Kar kitabı için gittiği Kars'ta bir çocuk ile konuşma esnasında çekilen bir fotoğraf.
Bu arada itiraf edeyim , Kar 'ı okuyamamış yarım bırakmıştım, bazı kitapların zamanı olduğuna inanıyorum.Sanırım yeniden elime alma zamanı gelmiş, yazarların olduğu kadar okurların da bir olma zamanı var sanırım :)
5 Ağustos 2010 Perşembe
Deniz 'im doğdu bugün..
Günlerden sıcak bir yaz , kızkardeşim gözbebeğim yeni dünyasına geçiş yapmayı bekliyor.Derken bir haber minik oğlan aramıza katılmaya karar vermiş.
Yeğenim Denizim iyi ki doğdun iyi ki varsın :)
Yeğenim Denizim iyi ki doğdun iyi ki varsın :)
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Elif Şafak -Bit Palas
Elif ŞAFAK - Bit Palas
Bazı romanlar bittiklerinde başa dönüp ilk sayfaları tekrar okumak istersiniz. Romanı birkaç günde okusanız bile, sanki ilk sayfaları okuyalı aylar, hatta yıllar geçmiş gibi, nasıl ve nerede başladığını anımsamakta zorlanırsınız. İşte Elif Şafak'ın Bit Palas romanını bitirdikten sonra bunları hissettim ve tekrar başladım okumaya...-Asuman Kafaoğlu Büke / Cumhuriyet Kitap-Edebi ve yazınsal başarısı, Türk kimliğini ve ülkenin tarihine yaklaşımını edebiyat yoluyla yeniden tanımlamayan genç kuşak yazarlar arasında Şafak'ı temsilci olarak öne çıkarıyor...Bu roman enerji dolu ve gizemli bir yolculuğa davet ediyor insanı; tutkuyla, gülmeceyle ve Türkiye'ye dair bir dolu fotoğraf karesiyle...
Elif ŞAfak okumayı severim.Bit Palas uzun zamandır övgü ile sözü edildiğini duyduğum okumak istediğim bir kitaptı.
yeni başladım ama büyüsü sardı şimdiden ..
Kitap birbirlerinden farklı karakter ve dünyalara sahip insanların yaşadığı bir apartmanı anlatıyor .
Bit Palas'ın kapısı aralandı , bir adım girdim içeriye , merak ve biraz hüzün..Hüzün çünki insanların mahremiyeti gibi hissettiğimden mi bilmem..
Winx Kızları ve Bit Palas üzerine
Kızım ilkokul 2.sınıfa gidecek.Bol bol okuması gerekiyor.Bizlere çok iş düştüğünü biliyoruz ve zaten canımıza minnet :)
anne-kız okuma saatleri yapıyoruz , okuduklarımızı paylaşıyoruz .
Bu sabah anlaştık , İrem babaannesinde bense işyerimde öğle saatlerinde kitaplarımızdan okuduklarımızı, akşam biraraya geldiğimizde anlatacağız birbirimize .
Winx kızlarının maceraları da ilgimi çekmiyor değil doğrusu ;) en son kedileri ile bir partiye gideceklerdi. Dün akşam Bit Palas 'tan bahsettim İrem'e , ilk isminin Bonbon Palas olduğunu duyduğu anda gözleri parladı.
Okuduklarımızı paylaşmayı seviyoruz .Umarım bu bağımız daha da güçlenir kızımla ve o da okumayı çok sever annesi gibi ;)
anne-kız okuma saatleri yapıyoruz , okuduklarımızı paylaşıyoruz .
Bu sabah anlaştık , İrem babaannesinde bense işyerimde öğle saatlerinde kitaplarımızdan okuduklarımızı, akşam biraraya geldiğimizde anlatacağız birbirimize .
Winx kızlarının maceraları da ilgimi çekmiyor değil doğrusu ;) en son kedileri ile bir partiye gideceklerdi. Dün akşam Bit Palas 'tan bahsettim İrem'e , ilk isminin Bonbon Palas olduğunu duyduğu anda gözleri parladı.
Okuduklarımızı paylaşmayı seviyoruz .Umarım bu bağımız daha da güçlenir kızımla ve o da okumayı çok sever annesi gibi ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


