4 Haziran 2013 Salı
21 Mayıs 2013 Salı
Ahmet ALTAN - Son Oyun
Daha orada, o anda onun en tehlikeli yanının, istediği anda şefkat uyandırabilmesi olduğunu anlamıştım. Tanrı, hep aynı emri verdi, "Şehvetten sakının," bu emre uyamadık, çelişkilerden hoşlanan Tanrı kendi emriyle bile çatışacak kadar güçlü bir şehvet duygusu vermişti hepimize, bu zavallı kullarından o görkemli yaratıcılığının ürünü olan şehvetle dövüşmesini istemişti, kim Tanrı'nın yarattıklarıyla baş edebilir ki, hiçbirimiz edemedik, en masumlarımız bile rüyalarında günaha bulaştı, emre uyamadık ama şehvete karşı dikkatli olmayı, şehvetle boğuşmayı, onu bastırmak için uğraşmayı, ondan kaçmaya çalışmayı öğrendik, yenilsek de zayıf bir kalkanımız, ince bir zırhımız oldu. Şefkat öyle değildi. Tanrı şehvetin yolunu kapatırken şefkatin yolunu sonuna kadar açmıştı, kimse şefkatin yolunda yürürken tedirgin olmaz, kuşku duymaz, kaçması gerektiğini düşünmezdi. Yüzündeki gizli gülümsemesinden anlaşıldığı gibi o bunu içgüdüleriyle sezmiş, Tanrı'nın yasakladığı topraklara girmek için tanrı'nın şefkatini bir "Truva atı" gibi kullanmayı öğrenmişti, her erkek kapılarını açıp o atı gönül rahatlığıyla içeri alıyordu. Tanrı'nın söylemeye vakit bulamadığını söylemek bana düşecekti, "Güzel kadınların uyandırdığı şefkatten korkun."
Yorumum :
Ahmet Altan , kadın-erkek ilişkisine yine alıştığımız tarzında yaklaşmış . Çok akıcı hızla okunan,merakta koyan bir roman olmuş.beğendim, Ahmet Altan okurken hissettiklerimi tekrar ettim ..
İlgi çeken çok yönü var ,yaşama dair ,ilişkilere dair göndermeler ,tespitler çok yerinde.
Yalnızlık ile ilgili kendim de cevap bulamadığım ,yalnızlığa niçin ihtiyaç duyarım ? sorusuna cevap niyetine yazdıkları çok tatmin edici.
" Yalnızlığı özlerim.Özlemekten de öte ,yalnızlığa ihtiyaç duyarım.Yalnızlığa neden bu kadar muhtacım hiçbir zaman anlayamadım.Birşey yapmak için istemiyorum yalnızlığı ama yalnızlık bana herşeyi yapabileceğimi düşünme özgürlüğü veriyor.Galiba sırf bu yüzden yaptığım herşeyden vazgeçip yalnız kalmak istiyorum,hiçbir şey yapmadan her şeyi yapabileceğimi düşünmek için "
Tanrı ile hesaplaşma kısmı da ağırlıkta kitapta ;)
Zevkle okudum, sevdim.
7 Mayıs 2013 Salı
imza:karın çıktııııı...
imza:karın çıktı ,duyduk duymadık demeyin, duyduk da okumadık da demeyin ;)
hem benim mektubum var içinde hem sevgili blogger arkadaşların , hem de geliri STET derneğe ..
haydi bakalım keyifle okuyalım :)
detayları goncanın renkleri'nde ;)
30 Nisan 2013 Salı
Müge SANDIKÇIOĞLU -Göçmen Ruh
İzmirli Düşler İzmirli Denemeler
"...Konu sizden bakire olarak çıkar, hayat kadını olarak geri gelir. Siz konuyu, tüm o kırılganlığınızla pamuklara sararsınız, o poposuna kadar yırtmaçlı, göbeğine kadar dekolteli olarak geri gelir. Siz naif bir müsamere sergilersiniz, o bir pavyon revüsü olarak geri gelir. Siz bir kaplumbağa Vosvos anlatırsınız, o size üstü açık bir Porsche olarak geri gelir. Siz çocuksuz gönderirsiniz, o beşiz doğurmuş olarak geri gelir. Siz Külkedisi dersiniz, o sokak kızı İrma anlar. İşte bir konuyu sulu götürüp susuz getirme yeteneğine sahip bazı özel insanlar vardır..."
Bu kitapta aslında kendi başıma oturup dedikodu yaptım. Yeri geldi iğneyi de, çuvaldızı da kendime batırdım, yeri geldi etrafa yönelttim. O yüzden bu kitapta;
Eleştiri de var, özeleştiri de...
Sevgi de var, üzüntü de...
Vuslat da var, hasret de...
Mizah da var, endişe de...
Bir ruhun insandan insana, kendinden kendine, kalpten beyne sürekli konan göçen halleri için kitabın sayfalarını okumaya başlayın. Arka kapakta fazla oyalanmayın. Zaten arka kapaklar bir kitabı ne kadar anlatabilir ki? Her kitap, yazarına bir şans vermeye değer. Siz okudukça, yanı başınızda oturduğumu hissedeceksiniz. Aynen ilk kitabım olan "Diş ile Düş Arasında"da olduğu gibi... Yine birlikteyiz.
Sevgili Müge'yi İmza:kızın projesi sayesinde tanıdım.İzmirli yazarlar buluşmasında o kadar pozitif bir enerji yayıyordu ki etkisinde kalmamak mümkün değildi.O sıra kitaplarından haberim de yoktu haliyle.Sonrasında gelişen sanal ortam diyalogları ile beni takipçisi yaptı.Uzun günaydınnn 'ları , günaydınların içerikleri beni benden aldı :)
derken ;
bir haber Müge Sandıkçıoğlu'ndan ikinci kitap, hem de İzmir Kitap Fuarında imzalıyor ,kaçırır mıyım , oradaydım , kısacık bir kucaklaşma, kitaba kavuşma sevinci ve yazarını daha yakından tanıma hevesi ile ayrıldım oradan.Kİtabı da aynı heyecan ve istekle okudum.Müge, hem yazar,hem tiyatrocu,hem annesinin kuzusu,hem bir vatandaş,hem bir anne ..
KEndimden çok şey buldum, özeleştiri de yaptım.Gülümsedim en çok, etkilendim, öğrendim ! ve evet ben bir tavuk anneyim :D
yani çocuğuna nefes aldırmayan annegillerden sanırım , bu kitaptan sonra dikkat edeceğim noktalar saptadım .Bu açıdan da çok teşekkür ediyorum kendisine.
Ne diyeyim ben çok zevk aldım..Sİz de okuyun öğrenin, bilgilenin,gülümseyin ;)
29 Nisan 2013 Pazartesi
Canan TAN - Hasret
Hasret en büyük esarettir
Gittin...
Bir yemin kaldı aramızda
Yarısı senin
Yarısı benim...
Hasret, izleri Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan, gerçek yaşamdan alınmış kırık bir aşkın ve ömür boyu süren hasretin öyküsü.
Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır.
Lozan Antlaşmasının öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu bükük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır.
Tıpkı Tacettinle Patricianın hikâyesi gibi...
Gittin...
Bir yemin kaldı aramızda
Yarısı senin
Yarısı benim...
Hasret, izleri Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet öncesi döneme uzanan, gerçek yaşamdan alınmış kırık bir aşkın ve ömür boyu süren hasretin öyküsü.
Müslüman bir bey oğluyla bir Rum kızının tüm engellere rağmen filizlenen sevdası, önüne çıkan ne varsa yakıp yıkacak güçte bir kora dönüşür. Ancak ayrılık kaçınılmazdır.
Lozan Antlaşmasının öncesinde imzalanan Mübadele Sözleşmesi, bir buçuk milyona yakın insanı yerlerinden yurtlarından ederken, geride parçalanmış hayatlar, boynu bükük aşklar ve nesiller boyu sürecek hasret hikâyeleri bırakacaktır.
Tıpkı Tacettinle Patricianın hikâyesi gibi...
Yazarın Piraye ve Yüreğim Seni Çok Sevdi eserlerini okumuş , beğenmiş biri olarak daha seçiciydim sanırım.Bir arkadaşım okudu ve okumam için bana getirdiğinde tanıtımından etkilendim.Bir çırpıda okudum.
Kurgusu ve anlatımı hoş..Canan Tan okuyanlar bilir cümleler yalın dil akıcı ve tanıdıktır..
Mübadele yılları anlatılıyor kitapta, tanıtımında belirtildiği gibi imkansız bir aşk, buna rağmen yaşananlar..
Yalnız benim eleştirim tarihe dayalı anlatımların çok tarih kitabı kıvamında ,sanki ansiklopedilerde karşılaştığımız tarz cümlelerle anlatılmış olmasıydı..
Bazı duygular okuyucuya daha çok aktarılabilse daha hoş olurdu..
Buna rağmen okurken Tacettin'e kızdıysam, Patricia 'ya of'lansam , Ares ile dertleştiysem , Ali'yi bağrıma basasım geldiyse ,bunun sebebi yine yazarın güzel anlatımı idi.
26 Nisan 2013 Cuma
Stefan ZWEIG - Satranç
Arka Kapak :
Yazar kitabı Brezilya'da sürgündeyken yazmış ve intiharından önce tamamlamış.. Kitabın kendisi kadar yazarın gerçek yaşam hikayesi de ilgi çekici.Elinize aldığınız bu uzun öyküyü bitirmeden bırakamayacaksınız ;)
New York'tan Buenos Aires'e giden bir yolcu gemisinde yolcular arasında bulunan bir milyoner, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic'e, ücreti karşılığında, bir parti satranç oynamayı teklif eder. İkisinin oyununu izleyen Avusturyalı bir göçmen, Dr. B., oyun sırasında kendini tutamayıp onlara karışınca şampiyonla karşılaşması önerilir kendisine. Gestapo tarafından bir otel odasına kapatılan ve uzunca bir süreyi bu odada, tek başına ve oyalanarak hiçbir şeyi olmadan geçiren, yalnızca sorgulama için odadan çıkarılan Dr. B., bir gün rastlantıyla eline geçirdiği bir satranç kitabı sayesinde bu oyunun inceliklerini öğrenmiştir. Satranç tahtası ve taşları olmamasına rağmen, önce ekmekten yaptığı satranç taşlarıyla sonra da tümüyle zihninden oynayarak kuramsal bir satranç ustası olup çıkar. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizine, beyin ateşine yakalanır. Tedavi olur, arkasından da serbest bırakılır. Yirmi yıldır eline satranç taşı almamış olsa da, Dr. B., gemide satranç şampiyonuyla oynadığı oyunu inanılmaz bir biçimde kazanır. Kendini olayın heyecanına kaptırarak maçın rövanşını oynamayı isteyince şaşırtıcı bir son bekler onu. Stefan Zweig'ın büyük bir ustalıkla kaleme aldığı kısa, ama yoğun romanı, "Satranç", gerilimli kurgusu, kahramanının ruhsal gelgitlerinin incelikle işlendiği dokusuyla bir solukta okunuyor.
25 Nisan 2013 Perşembe
Murat Gülsoy -Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikayeler
Murat Gülsoy okumayı seviyorum.
Bu kitabını da sevdim .Kitap diğer hikayeler ile başlıyor.Alemlerin Sürekliliği ise ikinci bölüm. Kahramanımız bir yazar ..
Şu anda tüm yazacaklarımdan vazgeçtim, eğer yazarsam okumayı düşünen arkadaşlarıma ihanet olabilirdi, çelme takma gibi bir durum..
Diğer hikayelerin kahramanları da yazarlardan oluşturuyor ve edebiyata göndermeler var .
Yazacaklarım boğazımda düğümlendi, parmaklarım klavyede boş boş geziyor gibi..
Kısaca okuyun ,seveceksiniz ;)
Bu kitabını da sevdim .Kitap diğer hikayeler ile başlıyor.Alemlerin Sürekliliği ise ikinci bölüm. Kahramanımız bir yazar ..
Şu anda tüm yazacaklarımdan vazgeçtim, eğer yazarsam okumayı düşünen arkadaşlarıma ihanet olabilirdi, çelme takma gibi bir durum..
Diğer hikayelerin kahramanları da yazarlardan oluşturuyor ve edebiyata göndermeler var .
Yazacaklarım boğazımda düğümlendi, parmaklarım klavyede boş boş geziyor gibi..
Kısaca okuyun ,seveceksiniz ;)
13 Mart 2013 Çarşamba
6 Mart 2013 Çarşamba
Okunmayı bekleyen kitaplarımın listesi
Dün akşam kitaplıklarımı düzenleyip bir göz gezdirdim.İzmir Kitap Fuarı 16,17 nisan civarı açılır.Bu vakte kadar elimde okunmayı bekleyen kitapları eritmem gerek düşüncesi ile bir liste yaptım.
Murat Gülsoy - Alemlerin Sürekliliği
Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt
Enis Batur - Yolcu
Ayla Kutlu - Bir Göçmen Kuştu O
Dostoyevski - Yer Altından Notlar
V.M.Manfredi - Büyük İskender
İtalo Svevo - Senilita
Oya Baydar - Çöplüğün Generali
Viktor Hugo - Sefiller
Dostoyevski - Suç ve Ceza
Oğuz Atay - Tutunamayanlar
Bukowski - Sıradan Delilik Öyküleri
Simon Montefiore - Şaşenka
Murat Gülsoy - Alemlerin Sürekliliği
Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt
Enis Batur - Yolcu
Ayla Kutlu - Bir Göçmen Kuştu O
Dostoyevski - Yer Altından Notlar
V.M.Manfredi - Büyük İskender
İtalo Svevo - Senilita
Oya Baydar - Çöplüğün Generali
Viktor Hugo - Sefiller
Dostoyevski - Suç ve Ceza
Oğuz Atay - Tutunamayanlar
Bukowski - Sıradan Delilik Öyküleri
Simon Montefiore - Şaşenka
Mine Kırıkkanat - Umudun Kırıkkanatlarında
Alex - Pierre Lemaitre
Onlar - Adam Blake
epey birikmiş, bitmesi de imkansız gibi ama bir yerden başlamalı ;)
1 Mart 2013 Cuma
Harlan COBEN - Büyük Vuruş
Arka Kapak :
"Büyük Vuruş, okuyucuyu tepeden tırnağa etkisi altına alacak... Sır düğümü çözülene dek kitabı elinizden bırakamayacaksınız. "
-New York Times
Amerika Açık Tenis Turnuvası sarsıcı bir cinayete tanıklık etmiştir.
Eski profesyonel tenisçilerden Valerie Simpson öldürülmüştür.
Ancak bu cinayetin ardında, birçok ismin büyük roller oynadığı,
karmakarışık ve esrarengiz bir senaryo gizlidir. Cinayet
basit ırkçı bir yaklaşımın ya da küçük bir hırsızlığın ürünü müdür?
Yoksa işin içinde çok daha karmaşık bir takım ilişkiler mi mevcuttur?
Araştırmalar tüm hızıyla sürmektedir ve nihayetinde erişilen sonuç ise,
aslında hiç kimsenin kolayca tahmin edemeyeceği kadar çetrefilli ve ironiktir.
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
"Espritüel diyaloglar, son derece akıcı bir anlatım ve işin içinden çıkamayacağınız bir cinayet. Coben, olağanüstü yeteneğini bir kez daha gözler önüne seriyor."
-ArmchairDetective
"Dâhiyane bir kurguyla hazırlanmış… Spor menajeri Myron Bolitar ve dengesiz yardımcısı Win, gizemli romanlarda yer alabilecek en ilginç ve ilgi çekici karakterlerden. Bu kitap beni son sayfasına dek peşinden sürükledi."
Los Angeles Times Book Review
"Coben tam bir laf cambazı… En can sıkıcı durumları bile eğlenceli bir dille anlatmayı başarıyor. Şiddetle tavsiye edilir!"
Publishers Weekly
Kitabın Konusu :
Başarılı bir tenis oyuncusu olan Simpsonın ölümünün ardında büyük sırlar gizlidir. İlk bakışta anlaşılamayan, ancak detaylara inildiğinde küçük ipuçlarını toplayarak açığa çıkabilecek türden bir muammaya dahil olmamak,söz konusu Myron Bolitar ise tek kelimeyle imkansızdır.
Yorumum ;
Harlan Coben yeni tanıştığım yazarlardan .Bu okuduğum 3.kitabıydı, Orman ve Asla Vazgeçme beğendiğim kitaplardı.
Büyük Vuruş 'u da beğendim aslında kısa süre içinde okuyup bitirdim çünki çok sürükleyici idi.Ama içime sinmeyen şeyler de var, kurgu güzel, olayları tahmin edip çözmem çok erken oldu bana göre , daha anlaşılmaz olsa süper olurdu.Bİr de giriş kısmı, evet okumaya başladım ilk sayfalar mücadele etmesem bırakabilirdim kitabı.Kim kimdir, isimler, yer ,zaman hep karıştı ..iyi bir başlangıç sayılmaz bana göre.
Gerilim yok ama macera okuyalım derseniz buyrun ;) keyifli okumalar dilerim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








