11 Nisan 2012 Çarşamba

Sadık YEMNİ -Muska-Yatır - Öte Yer


Sadık YEMNİ kimdir ;

Sadık Yemni anlatılmaz , yaşanır :) Kendisi ile ilgili çok şey var bu linkten inceleyebilirsiniz, ben buraya taşırsam okunmaz belki uzunca ama keyifli bir özyaşam öyküsü .

Kendisi ile 2009 yılı İzmir Kitap Fuarında tanıştım . Muska ile de tanışıklığım o fuarda oldu.

Keyifle okudum Sarp Sapmaz maceralarını.

Eğer hala Sadık Yemni ile tanışmadıysanız ben buna vesile olmak isterim :)



Muska - Everest Yayınları (2007)
Türü: 
Polisiye, fantezi, korku, gerilim,mistisizm ve bilim. 310 sayfa 
İzmir’in bir roman başkişisi olarak en eğlenceli maceraları yaşadığı kitaplar, hiç kuşku yok ki, Sadık Yemni’nin haşarı delikanlısı Sarp’ın öykülerinin dile geldiği kitaplar. Bu dizinin ilk kitabı olan Muska’da Sarp altmışlı yılların İzmir’inde, bu dünyanın ve diğer dünyanın birbiriyle rastlaştığı o ince çizgideki serüvenleriyle okurun karşısında. Gizemli gerçekler, büyücü yaşlı kadınlar ve Levanten kimliğinin son demlerini yaşayan İzmir…ve delifişek, kimya meraklısı bir delikanlı olan Sarp. Günümüz Türk edebiyatında örneğine çok sık rastlamadığımız büyülü, cinli, perili öyküler, Sadık Yemni’nin elinde tadına doyulmaz bir okuma şölenine dönüşüyor.




Yatır - Everest yayınları (2005)

Türü: Polisiye, bilimkurgu, fantezi, korku, gerilim, 'action', mistisizm ve 
bilim.607 sayfa
“Kimyacı ve medyum Sarp Sapmaz'ın gençlik maceraları. Sadık Yemni'nin son 
kitabı "Yatır", 
 yeni bir Sarp Sapmaz macerası. Kimya tutkusunu ve medyumluk yeteneğini 
 esrarengiz olayları 
çözmekte kullanan Sarp, 1968 yılında geçen bu hikayede henüz 17 yaşında 
bir delikanlı.
Ancak karşılaştığı sorunlar her zamanki gibi başından büyük... Yazarın 1996 

yılında yayımlanan
 "Muska" adlı kitabının devamı ve İzmir üçlemesinin de ikinci halkası olan 
"Yatır"da, Yemni 
hepimizin yakından bildiği bir halk hurafesinden yola çıkmış. Roman İzmir 
Alsancak'ta bir ev 
ve o evin bodrumundaki taşlar üzerine kurulu.
sas kurgu 7000 yıl öncesine dayanmakta. 1800’den itibaren evi satın alan 

 ailenin erkekleri
 lanetleniyor ve 21 yıllık aralıklarla ya ölüyor ya da ortadan kayboluyorlar. 
Kitaba 1925’de 
kehanetin niteliğini duymakla başlıyoruz. 1926’da Kılarınopules ailesinin 
genç ferdi ressam 
kehanete karşı çıkar ve garip bir şekilde kaybolur.








Öte Yer - Everest yayınları(2005)

Türü: Polisiye, bilimkurgu, fantezi, korku, gerilim, 'action', mistisizm ve bilim. 375 sayfa

14 Temmuz 1969. Washington. Eski bir CIA ajanı olan Dean Palmer Pentagona çağırılır. Çok garip bir olay meydana gelmiştir. Aya iki yıl önce inen ve kullanma süresi çoktan geçmiş bir sonda aracından mesaj gelmiştir. Mesaj “Is everything OK D-Boy?”dur. D-Boy bay Palmer’ın takma adıdır. Amerikan gizli servisi ordunun elindeki en gelişmiş bilgisayarı önce Paris’teki Amerikan konsolosluğuna, sonra da İzmir’deki Amerikan konsolosluğuna ve en nihayet İnciraltı adlı küçük bir tatil beldesine telefon etmekte kullanan şakacı ve süper teknoloji sahibi yaratığın peşindedir. Bay Palmer İzmir’e yollanır. Görevi mesaj sahibini bulmak ve Amerika için çalışmaya ikna etmektir. Bu arada İnciraltı’da ki belediye mensuplarına ait kampta hayat bir rehavet içinde sürmektedir. Bu rehaveti zorlayan çeşitli noktalar mevcuttur haliyle. Sermet adlı bir plaj müdürü sinsi bir planla soygun yapma peşindedir.


 Kampın en yetkili şahsı başhekim, karısı beyin kanamasından ansızın ölünce kadını evinin 
yanındaki inşaat çukuruna gömmüştür. On beş yaşındaki bir genç kıza musallat olan kötücül 
 bir ruh da işe tuz biber katmaktadır.

Yatır ve Muska’dan tanıdığımız kahramanımız Sarp Sapmaz da babasının belediyeci olması
 hasebiyle orada bulunmaktadır.

Bir de Ay’daki bozuk bir sondayı telefon işinde kullanan şakacı kimse vardır. Dünyalı 
değildir. Sarp Sapmaz’la ilişkiye geçerek ondan kozmik bir reaksiyonda rol olmasını 
rica eder. Bunun için birkaç test yaparlar. Sarp, Öte Yer denen dünyadan türemiş 
bir gerçekliği deneyimler.

Amerikalılar İnciraltı’nda telefoncuyu avlamak için bay Palmer’ın bilgisi dışında insan ve 
malzeme yığmışlardır. Bay Palmer oyuna getirildiğini, işi bitince tasfiye edileceğini anlayınca 
Sarp Sapmaz’la işbirliği yapar. Çeşitli disiplinlerin iç içeliği öyküye renkli bir süreklilik ve
 heyecan verici bir ruh katar.
Bu arada Sermet eylemine başlar. İlk işi bir cinayettir. Kötücül ruh elinde tuttuğu genç 
kızı salmamak için direnmektedir. İşe bir de CIA katılınca taşlar iyice yerinden oynar.
Beklenmedik bir son karnaval şenliği gibi öyküyü eğlenceye boyar.


10 Nisan 2012 Salı

Ayşe KULİN ve kitapları

Ayşe Kulin 'in kitaplarını okumayı çok severim.Dilini, akıcılığını olayları yaşıyor gibi oluşumu..
Özellikle çok iyi bir biyografi yazarı olduğunu düşünüyorum.Yazdıklarının pek çok kısmı televizyon dizisi olarak da çekildi.
Ayşe Kulin ve kitaplarını tanıtmak isterim.Şimdi farkettim ki birkaç tanesini okumamışım ..Tespit etmem iyi oldu. 


Ayşe Kulin kimdir ;


Kaleme aldığı biyografik eserleri ve romanlarıyla çok okunan yazarlardan biri olmuş ve birçok ödül kazanmıştır. Üslubundaki akıcılık ve yalınlıkla büyük övgü alan yazarın öykü ve kitapları senaryolaştırılıp beyazperdeye aktarılmıştır.

Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.

Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu filmi 1986 yılındaKültür Bakanlığı Ödülü'nü kazandı.

1986'da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği'nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü'ni kazandı.

1996 yılında Münir Nureddin Selçuk'un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı.

1997'de yayınlanan ve Aylin Devrimel'in hayatını konu alan Adı: Aylin adlı kitabı ile, İstanbul İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. Bu kitap yazarın çok geniş kitleler tarafından tanınmasını sağladı.

1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999'da Iletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000'de yine bir biyografik roman olan veFüreya Koral'ın hayatını aktardığı Füreya yayınlandı.

2001 yılında yayınlanan Köprü isimli romanı ile Doğu illerimizde yaşanan dramın kökenleri ve Cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini ele aldı. Bu romanı, 2006 ve 2008 yılları arasında Star TV'de aynı isimle dizi olarak yayınlandı.

Ayşe Kulin 2002 yılında yayınlanan Nefes Nefese isimli romanı ile ikinci dünya savaşı sırasında yüzlerce Yahudi'yi soykırımda kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarını bir aşk öyküsü ile birlikte işliyor.

Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 2007 yılında Star TV'de aynı adla dizi olarak yayınlandı.

2004 yılında yazdığı Gece Sesleri romanı, aynı adla televizyona uyarlanarak 2008 ve 2009 yılları arasında Show TV'de yayınlandı.

Wikipedia'dan alıntıdır.

Kitapları ; 

Adı Aylin

Adı Aylin 

Aylin Radomisli Cates, 19 Ocak 1995 Perşembe günü, evinin bahçesinde, o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından, kendi arabasının altında ölü bulundu. Üstünde ve etrafta nasıl öldüğüne dair hiçbir iz yoktu. Bir hırsızın saldırısına uğramış değildi. Bir katille boğuşmamıştı. Elbisesi yırtılmamış, tırnakları kırılmamıştı. Çorapları bile kaçmamıştı. Kaptıkaçtı tipi arabası, parke taşı döşeli dümdüz avluda, aklın alamayacağı bir nedenle kayarak, dört parmak yüksekliğindeki seti atlamış, meyil aşağı inmiş, ön tekerlekleri yolda, arka tekerlekleri duvara takılı durmuştu. Aylin, arabanın altına çaprazlamasına girmiş, sırtüstü yatıyordu. Üstünde abiye bir gri döpiyes, yakasında yarım ay biçiminde bir elmas broş, parmağında tek taş yüzük vardı. Otopsi raporuna göre, iki gün önce, Salı gecesi ölmüştü. Türkiye’nin tartışmasız en ünlü kitaplarından biri Adı: Aylin, prenseslikten Amerikan ordusuna uzanan baş döndürücü bir hayatın romanı...

************************************************************************************************************

Sevdalinka

Sevdalinka


Aynı ırktan, kimbilir belki de aynı soydan geliyorlardı. Aynı yaşlarda, aynı boylardaydılar. Aynı kadını sevmişlerdi. Ataları aynı tanrıya ayrı yollardan ulaşmak istedikleri için, biri Boşnak diğeri Hırvat'tı. Bunu kendileri seçmemişlerdi, savaşmayı ve kaderlerini de seçmedikleri gibi. Ve ambulanstaki çocuğu kurtarmanın dışında, beklentileri yoktu yarın için. Yarınlar, kurşun, havan topu ve bombaydı, kandı. Ama her ikisi de farkına bile varmadan 'daha güzel günleri' bekliyorlardı. İnsanlar, değişik inançlarla ve hırslarıyla ne kadar karıştırırlarsa karıştırsınlar, kana, acıya, şiddete bulaştırsınlar, bu muhteşem dünyayı, yaşam bir umuttu sonuçta. Hiç bitmeyen bir umuttu. Dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından Bosna'da, bir kadın gazetecinin hayatla hesaplaşması...
************************************************************************************************************

Bir Varmış Bir Yokmuş
Bir Varmış Bir Yokmuş

Bir Varmış Bir Yokmuş’un bir yüzünde gerçek yaşamdan alınmış öyküler, diğer yüzünde ise kurgulanmış öyküler var… Ancak Ayşe Kulin’in kitabın önsözünde belirttiği gibi hayal ile hakikat, kurgu ile gerçek kimileyin öylesine iç içe geçiyor ki…
Bu iç içe geçişi en iyi dile getirecek biçim bu kitabı önlü arkalı, evire çevire okunacak bir kitap olarak tasarlamaktı.Biz de öyle yaptık, bir yanda gerçek öyküler bir yanda kurgular var ama hangisinin gerçek, hangisinin hayal ürünü olduğunu karıştırmak mümkün. Belki hayatın gerçeği de tam bunu anlatmak istiyor bize…
*********************************************************************************

Köprü

Elmas da sargılı kollarını bebeğe uzatmıştı. Canını yakmaktan korkarak usulca bırakmıştı Bayram, oğlunu Elmas’ın kucağına. Şimdi burun burunaydılar Elmas’la Öksüz. Bir dişi hayvanla yavrusu gibi koklaşıyor, burunlarını birbirine sürütüyor, birbirlerinin boynuna gömülüyor ve tuhaf mırıltılar çıkartıyorlardı. Bebenin küçük elleri, Elmas’ın saçlarında, Elmas’ın dudakları bebenin yüzünde dolaşıyordu. Elmas, ne diğer hastaları ziyaret edenlerden ne de Bayram’dan hiç utanmadan, hiç gocunmadan, memesini çıkarıp bebenin ağzına vermişti. Bebek mutlu bir kedi yavrusu gibi guruldayarak şapır şupur emiyordu süt akıtmayan, kuru memeyi. Kadınla çocuk birbirleriyle iç içe geçmiş, tek vücut olmuş gibiydiler.
Köprü… Olağanüstü bir bürokratın, otuz yıl bekledikten sonra kavuşulan bir köprünün ve doğunun töreye teslim olmuş insanların öyküsü. Ayşe Kulin’in kaleminden.
*********************************************************************************
Nefes Nefese 
Tarihi ve güncel gerçekleri kurguyla harmanlamaktaki ustalığı ile bilinen Ayşe Kulin, Nefes Nefese adlı bu romanında okurlarına bir kez daha dünyanın farklı bir yüzünü aktarıyor, İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan bir öykü Nefes Nefese. Avrupayı kasıp kavuran ve tarihin en acımasız gerçeklerinden biri olan Nazizmi, dönemin Türk diplomasisinin korumaya özen gösterdiği ince dengeyi ele alırken, bu tarihi planın ön yüzünde de Osmanlı vezirlerinden birinin kızıyla evlendiği Yahudi gencin aşkını ve kaçışını da dile getiriyor.
Son dönemlerde yazılmış, bireylerin tarihi ile insanlığın tarihi arasındaki o kaçınılmaz kesişime ışık tutan en önemli romanlardan biri olan Nefes Nefese, usta bir yazarın başyapıtları arasında yer almaşım da haklı çıkartıyor böylece. Her zamanki sürükleyici anlatımı ve ustalıklı kurgusuyla Ayşe Kulin bir kez daha, okurlarının gösterdiği ilginin nedenini açıklamış oluyor.

*********************************************************************************************
Kardelenler
Yazar Ayşe Kulin, Anadolu’nun uzak köşelerinde yaşayan bu kızların en küçüğünden üniversite öğrencisine kadar bir çoğuyla tek tek görüşerek, zor yaşam koşullarına tanık olarak, onların duygularını, beklenti ve umutlarını sizlere aktarmaya çalıştı.Bu kitap, yazarın izlenimlerinin kısa bir özetidir, sadece.Kimbilir, belki bu ilginç yaşamları öğrencilerin kendi kalemlerinden bire bir okumamız da mümkün olur günün birinde.
*********************************************************************************
Güneşe Dön Yüzünü
Sami Bey’in ruhu bana mısın demiyordu ipil ipil yağan yağmura. Bir Fatih’e iniyor, bir gençliğine gidip Kumkapı sahillerinden karpuz kabuklarının yüzdüğü kristal denize atıyordu kendini, bir Perşembe Pazarı’ndaki hurdacı dükkânına, yeni yeni para kazanmaya başladığı günlere dönüyordu.
Ama en büyük huzuru ilk karısının yanına vardığında duyuyordu. Önünde dilimlenmiş domatesi, kavunu, beyaz peyniri, karşısında yokluğuna alışamadığı ilk aşkı, karısı, buğulu ılık sesiyle ‘koklasam saçlarını bu gece taa fecre kadar’ı okuyordu… Çocuklarının doğumu… onları Florya’ya denize sokmaya götürdükleri günler… okula başlayışları… sonra bir hançer saplanıyordu göğsüne, karısının tabutunun arkasından yürüyordu ağır ağır. Gözyaşları sel gibi düşüyordu yanaklarına. Güneşe Dön Yüzünü 1940’lardan 80’lere Türkiye’nin panoramasını çiziyor.
*********************************************************************************

İçimde kızıl bir gül gibi

Gri kanatlı kuşlar, çığlık çığlığa martılar, beyaz köpüklere değerek geçip gidiyorlardı, tuzlu denize kanat vura vura. Minareleri kurşunkalemler gibi gökyüzüne uzanan camilerin avlularında itişip kakışıyordu. Darıya üşüşen ak güvercinler. Kulaklarımda bir ses… Gözlerimin önünde tahtaları eskimiş panjurlarıyla cumbalı evler, yaşlı çınarlar ve bir ceviz ağacı.
Koparmış ipini eski kayıklar gibi yüzer kışın sabaha karşı rüzgarda tahta cumbalar ve bir sac mangalın küllerinde uyanır uykudan büyük İstanbul’um. İstanbul’da uyanmak istiyordum. İstanbul’la beraber uyanmak istiyordum ben de Nazım gibi. Benim bulunduğum şehirde tepe yoktu. Mavi bir deniz yoktu. Rast peşrevi yoktu havada, Boğaziçi suları gibi akan… Bana doğduğum şehri çağrıştıran hiçbir şey yoktu Londra’da. Sadece Nazım’ın dizeleri vardı elimde, beni şehrime uçuran. İçimde Kızıl Bir Gül Gibi, usta bir yazarın ustası saydığı bir yazara ödediği gönül borcu. Edebiyatının ve yaşamın sürekliliğine ilişkin zarif bir metin…
*********************************************************************************

Babama
Tüm çocuklarına dünyanın Babalı çocuklar dilerim, Doyasıya yaşayabilsinler diye Çocukluklarını. Doyasıya efelensinler diye Komşu çocuklarına. Değil mi ki Benim babam senin baban döver Eve gelince, Varsın sapanla kırılsın camlar Tırmansınlar elma dallarına Gönüllerince. Ayşe Kulin’den babasına 80. yaş günü armağanı.
*********************************************************************************
Geniş zamanlar

“İtiraf etmek istediğin başka yalanların da var mı?” diye sordu Ahmet. Sesimin titremesine engel olmaya çalışarak, “Ben sana hiç yalan söylemedim,” dedim. “Ablanın ablan, yeğeninin yeğenin, evinin de asıl evin olmadığını şimdi öğreniyorum ve sen bana, ‘sana yalan söylemedim,’ diyebiliyorsun.” “Orası benim evimdi, ben orada büyüdüm,” dedim. Sesim zar zor duyuluyordu. İçimde giderek büyüyen bir canavar vardı. Canımı acıtan canavar, sanki birden göğsümden fırlayıp pat diye kucağıma düşecekti. Öyle derdi o, yani ablam, “Yalan giderek büyüyen bir canavara dönüşür, dallanır budaklanır içinden taşar… Sakın yalan söyleme.”
*********************************************************************************

Foto Sabah Resimleri
”Adı: Aylin” ve ”Geniş Zamanlar” adlı kitapların yazarı Ayşe Kulin’in 1995 Haldun Taner ve 1996 Sait Faik Öykü Ödülü birinciliklerini kazanan kitabını okurlarımıza sunuyoruz…
O çok uzaklarda kalmış, artık unutulup gitmiş geçmişin sızısını yüreğinde duyumsayan herkes için…
‘… Foto Sabah Resimleri’ni okumanızı dilerim. Gerçekten başarılı bir hikayeci ile karşı karşıyayız.” Fethi NACİ ”Kulin, yaşamın ölmüş dokularından değil; değişen, yenilenen dinamik yanlarından çıkartıyor öykülerini. Bunu yaparken karmaşıklığa ya da basitliğe düşmemeye özen gösteriyor; kadınsı duyarlıkları öne çıkarırken, şiirli, yalın, lirik anlatımıyla duru, senfonik bir söyleşiye uzanıyor.”
*********************************************************************************

Bir Gün
Biz, iç içe büyüyen, iç içe yaşayan, birbirine benzeyen, kavgacı, hırçın ve inatçı, şefkatli, sevecen ve yürekli, sonsuz verici ve can alıcı, gözü kara, kurnaz, hain, aynı anda çileli, masum ve çocuksu biz! Biz, aynı toprağın çocukları.Yazar Ayşe Kulin, Bir Gün’de herkesin payına düşmüş bir kabusun öyküsünü ele alıyor.
Güneydoğu’da yaşananlar iki kadının penceresinden olduğu kadar, iki tarafın, iki yaşamın, iki ucun da yaşamından kesitlerle göz önüne seriliyor. Uzun yılların öyküsüyle bir gün içinde hesaplaşmak zordur kuşkusuz, bir gün belki yetersiz bir zaman. Ama bir gün bir başlangıç olabilir. Bir Gün, bu başlangıcın arandığı bir roman.
*********************************************************************************


Türkan Tek ve Tek Başına
Bir ülkeden cüzamı kovdu. Türk, Kürt, Süryani demeden, kırsalın evlere hapsedilmiş kızlarına kapıları araladı, ışık tuttu yollarına.
Hırpaladılar, yerden yere vurdular, ne gâvurluğu kaldı ne Kürtçülüğü, ne komünistliği. Ömrünün son döneminde de darbeci yerine kondu. Umurunda bile olmadı.
Çünkü o sadece yüreği insan sevgisiyle dolu bir hekimdi. Hayatı boyunca tek isteği, iyi ve dürüst bir insan olmaktı.
“Bütün işlerimi tamamladım. Konser gecesini de atlattıktan sonra, kemoterapiyi kestireceğim. Yolcu yolunda gerek!
*********************************************************************************

Gece Sesleri

Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen, en çok okunan yazarlarından biri olan Ayşe Kulin, Gece Seslerinde kapalı bir yapısı olan Anadolulu Türk ailesinin gizlerini kurcalıyor. Egeli büyük bir ailenin kuşaklardır içinde gizlediği sırların peşinde akan bu roman, şaşırtıcı olay akışıyla olduğu kadar ustalıklı kurgusuyla da okuru nefes kesen bir serüvene sürüklüyor. Özünde bir ana-kız romanı olan Gece Sesleri, bir yandan ailenin bu çok tartışmalı ilişkisini gözler önüne sererken, bir yandan da Türk toplumunun yaşadığı derin sarsıntıları dile getiriyor.
Yakın tarihin simalarını ve tarihini kurguyla gerçekliği en mükemmel biçimde harmanlayarak ele alan Ayşe Kulin, Gece Seslerinde de yüz binleri bulan okurları için neden vazgeçilmez bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
*********************************************************************************
Umut
Osmanlı nın gözdesi Bosna bir imza ile elden çıkarken, Kulin ailesi Bosna dan İstanbul a göç ediyor, çöken imparatorluğun son maliye nazırı Ahmet Reşat sürgüne gidiyordu. Sabahat ile Aram ın aşkı ise tehcir olaylarının acısına yenik düşmeyecekti. Yeni bir cumhuriyet, yeni bir şehir ve yeni bir yuva kurulurken hayat hep akan bir suydu Sitare, Muhittin ve herkes için…
Savaşlar, yıkımlar, sürgünlerin ardından Umut geliyor. Umut “Hayat Akan Bir Sudur” da Kulin, Veda ile başladığı Osmanlı ailelerinin yaşamına, bu kez de Cumhuriyetin yeni kurulmakta olduğu sancılı yıllarda tanıklık ediyor. Akıp gitmekte olan günlük hayat derinden değişmekte, bu değişim aşklara, dostluklara, aile ilişkilerine, her şeye yansımaktadır. Ayşe Kulin, bir kez daha okurlarına ellerinden bırakamayacakları, okuyup bitirdikten sonra anılarına katacakları bir armağan sunuyor.
*********************************************************************************
Veda
Ayşe Kulin, Osmanlı împanıtorluğu nun son günlerinde, işgal altındaki İstanbul da bir konakta yaşananları anlatıyor bu kez. Son Maliye Nazın ve ailesi aracılığıyla o dönemin resmini çizen Veda. çökmekte olan bir tarih ile yeni bir gelecek arayan Millicİler arasında sıkışan o dönem Osmanlı aydınının da öyküsünü dile getiriyor.
Ayşe Külin in her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubu ile okurlarının elinden bırakamayacakları bir kitap bu. Günümüz Türk edebiyatında neredeyse eşsiz olan, biyografik veriler ile roman tekniğini birleştirmekteki ustalığını bir kez daha sergileyen Kulin, bu kez bir İstanbul öyküsü ile bir İmparatorluk tarihini birlikte ele alıyor.
*********************************************************************************
Füreya
Birden çocuklardan biri bağırdı “Şuraya bakın, iki kuş öpüşüyorlar!” Füreya iskelenin üzerindeydi. Güçlükle arkasını dönerek, aşağıda cıvıldayıp duran çocuklara baktı. “Hanginiz söyledi bunu?” diye seslendi. Sıska bir oğlan öne çıktı. “Ben!” dedi. “Kuş mu gördün orada?” “Evet.” Füreya üşenmedi, indi iskeleden. Çocuğu yanına çağırdı. “Kuşu nerede gördüğünü göster bakayım.”Çocuk birkaç adım geriledi. Füreya takip etti çocuğu.
Eliyle işaret etti oğlan.”Nah orada. İşte kuşlar gaga gagaya vermiş öpüşüyorlar.”Dondu kaldı Füreya. Hiç tasarlamadığı halde, çocuğun işaret ettiği yerde masalsı iki kuş kafası beliriyordu. Tıpkı öpüşür gibiydiler. Haklıydı çocuk. Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın hayat hikâyesi Füreya, aynı zamanda bir dönem romanı.
********************************************************************************
Bir Tatlı huzur
Öykü ve roman alanlarındaki yetkinliği her kesim tarafından kabul edilmiş olan Ayşe Kulin, biyografi edebiyatının da en önde gelen isimlerinden biri. Hatta günümüzde biyografi alanına duyulan ilginin temelinde Adı: Aylin’in yattığı tartışılmaz bir gerçek. Türk okuruna biyografinin zorlu bir edebiyat türü olduğunu, kimin öyküsünün yazıldığının değil, öyküyü kimin yazdığının önemli olduğunu hatırlatan, öğreten bir yazar Ayşe Kulin.
Uzun bir aradan sonra, Ayşe Kulin’in Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünü anlattığı Bir Tatlı Huzur adlı biyografik çalışması yeniden Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Gözden geçirilip düzeltilmiş bu yeni basım sadece 1100 adet üretildi ve her bir kopya numaralandırıldı, ilk yüz adet ise satış dışı tutuldu.
*********************************************************************************

Dürbünümde kırk sene Hayat
Bu kitapta yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941”den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım.
Babamın vefatına kadar beni ilmek ilmek örerek bu günkü ben yapan kişileri, olayları kendi gözümden, kendi kalemimle aktardım.Babamın ölümünden sonra ise, ne ben aynı Ayşe”ydim ne de Türkiye aynı Türkiye. Babamın yokluğu beni, Turgut Özal da Türkiye”yi değiştirmişti. Artılarımız ve eksilerimizle başkalaşmıştık.1983”ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama elinizdeki sayfalarda okuyacaklarınız,1983 yılına kadar, Edip Cansever”e rahmetle selam olsun, “Ben Ayşe Kulin Nasılım”a yanıtımdır.
*********************************************************************************

Hüzün
Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden Ayşe Kulin, ilklerin yazarı olmayı sürdürüyor. Daha önce yüzbinlerce satılan Veda ve Umut adlı kitaplarının devamı niteliğindeki iki kitabı birden Everest Yayınları tarafından yayımlanan Ayşe Kulin, yeni yıla damgasını vuruyor. Veda ve Umut’u severek okuyanlar için şimdi Hayat ve Hüzün günleri başlıyor. Hayat ve Hüzün Ayşe Kulin’in kaleminden bu kez kendi hayatına bir yolculuk…
Bu kitapta yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941′den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım. Babamın vefatına kadar beni ilmek ilmek örerek bu günkü ben yapan kişileri, olayları kendi gözümden, kendi kalemimle aktardım. Babamın ölümünden sonra ise, ne ben aynı Ayşe’ydim ne de Türkiye aynı Türkiye. Babamın yokluğu beni, Turgut Özal da Türkiye’yi değiştirmişti. Artılarımız ve eksilerimizle başkalaşmıştık. 1983′ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama elinizdeki sayfalarda okuyacaklarınız, 1983 yılına kadar, Edip Cansever’e rahmetle selam olsun, “Ben Ayşe Kulin Nasılım”a yanıtımdır.
*********************************************************************************

Gizli Anların Yolcusu
Çağdaş edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Ayşe Kulin, Gizli Anların Yolcusu ile bir kez daha okurlarını şaşırtıcı gerçeklerle yüzleşmeye zorluyor. Bu kitap yerleşik ve düzenli hayatlarımızın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bir anda yıkılıp gidebileceğini gösteriyor bize… Acı bir kaza… Bir anda ağızdan kaçan bir söz… Ansızın yayınevine gelen bir dosya… Birbirine dolanmış eşarplar…
Bütün bunlar, aykırı bir aşkın başını ve sonunu belirlemeye yeter mi? Gizli Anların Yolcusu, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla yaklaşmaya korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor. Bu romanda sadece aşkı değil, toplumun zorladığı hayatları, harcanmış çocuklukları, kendi içindeki sırlarla en yakınlarını yaralayan ailelerin öykülerini soluk kesen bir tempoyla okuyacaksınız.

Son Not : Ayşe Kulin ile keyifli dakikalar dilerim .
Son Not 2 : Ben de içlerinden okumadığımı tespit ettiğim ; Babama, Bir Tatlı Huzur ,İçimde Kızıl bir gül gibi , adlı kitapları en kısa zamanda okumak istiyorum .















6 Nisan 2012 Cuma

İzmir Kitap Fuarı



Çok ama çok heyecanlıyım.Önümüzdeki hafta sonları  yoğun geçecek.İzmir Kitap Fuarı gezilecek.
Etkinlik programını  buradan inceleyebilirsiniz. Ben hafta içi  uğrayamayacağım maalesef..
Ama  haftasonları kaçırmam ;)

5 Nisan 2012 Perşembe

Murathan Mungan-Şairin Romanı ve Erdal Öz Edebiyat Ödülü

Bu yıl Erdal Öz Edebiyat Ödülü Murathan Mungan'a verildi.Doğan Hızlan 'ın bu sabah ki yazısı da bu ödülü konu ediyor.
Ödülün gerekçesi : " 30 seneyi aşkın süredir tiyatro,şiir,öykü,roman ve deneme alanlarında gösterdiği yaratıcılık,yenilikçilik ve yetkinliği nedeniylebu yıl ödüle Murathan Mungan değer görülmüştür."
Doğan Hızlan'ın yazısını buradan takip edebilirsiniz.Yazıda dikkatimi çeken yeni kitap tanıtımı oldu.Murathan Mungan'ın son kitabı  , Aşkın Cep Defteri.
Kitaplığımda henüz okuyamadığım kitapları da var ama bu son çıkanı da kısa sürede edinip okumalıyım dedim.


Murathan Mungan'ın son okuduğum kitabı ise Şairin Romanı idi.


ŞAİRİN ROMANI 


Kitaptan ; 


Adı Yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakara'da farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragend'e varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair. Yıllarca evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu. Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı.
Yol boyu içinden geçtikleri yerler, yaşamlar. Surlarında şiir bayrakları dalganan şehirler. Kanatları göğün gizemlerini birbirine bağlayan kuşlar. Sayıların, sözcüklerin, şifrelerin ardında ömür tüketen matematikçiler, dilciler, sözlükçüler, şairler... İnsanların ruhlarını sağaltan rüya terbiyecileri.
Batı'nın modern çağ fantazi romanlarıyla Doğu'nun Binbir Gece Masalları'nın özgün bir bileşimi.
Şairin Romanı  tabiata, emeğe ve şiire bir övgü.





Benden ; 


Murathan Mungan 15 yıllık bir emeğin sonucu yazmış bu kitabı.
Bilge şair Bendag'ın ani bir kararla şiiri bırakıp kendini Anakara'dan sürgün ettikten elli yıl sonra geriye dönüşüyle başlayan olaylar, onun Odregand şehrine yaptığı yolculukla devam ediyor.Bendag 'tan başka, Şiir filozofu Mottah ile iki çırağı,polis Gamenn , Pepqumok  da şehre gitmek üzere yola çıkmışlardır.
Kahramanların fantastik yolculuğunda neler bekliyor bizi ;  şiirle harmanlanmış bir coğrafya, bir bilge şair, bir şiir filozofu , şair cinayetleri ve bunları araştıran polisler ..Herkes Odragend'deki On Üç Dolunaylı Yıl Şenlikleri 'ne doğru yol alıyor.
Kitabı yavaş yavaş sindirerek okumak gerek..
Ben okurken müthiş haz aldım , darısı başınıza ;)





3 Nisan 2012 Salı



maviumut mimlemiş :)

zevkle cevaplıyorum ..
teşekkürler ..

1- Hayatınızda "artık yok" dediğiniz şeyler var mı? Eskiden bu yana neler değişti sizce? Neleri özlüyorsunuz peki, neleri yad ediyorsunuz? Ya da aklınıza geldiğinde "iyi ki de değişti" dediğiniz şeyler oluyor mu?
Babamı özlüyorum , aramızdan ayrılalı uzun zaman oldu,ama dün gibi.. Çok erken ayrıldı , hep bir yanım eksik kaldı ..
İyi ki değişti değil de , iyi ki var dediğim eşimle tanışmışım, "hayatım" olmuş diyorum :)
ve tabii vazgeçilmezim kızım İREMİM iyi ki hayatımda diyorum :)

2- Hayatınızda neyin değişmesini isterdiniz? Yeni bir eşya, yeni bir hayat ya da yeni bir icat mı istediğiniz? "Hayalimdir.." dediğiniz bir şey söyler misiniz?
İşimle ve mesleğimle ilgili daha iyi yerlerde olmak,emeğimin karşılığını almak isterdim.
İyi bir yazar olmak isterdim, tabii bu konuda eğitimim olmamasından dolayı hep bir adım gerideyim, hayal işte ..
Kızım iyi bir geleceğe sahip olsun, hep mutlu olsun tek dileğim de budur ..